Yumurta öğrenciliği üzerine!

 
                                  

Bir devlet adamından çok; sorunlu "bir zeka" ortam destekçisi olduğu için bu yazıyı bay  Burhan Kuzu'ya ithaf ediyorum.




Öğrencinin farkı nedir...
Verili sosyal durumu, dinamik, yaratıcı ve özgür duyarlıkları ile sorgulayarak reaksiyon verebilen bir noktadadır öğrenciler.  Bu durum olağandır...   Kültürden baskılanmaya karşı, sansüre karşı geleceğini  üretmek;  yerleşik  sınırların ötesine erişme hakkı talep edilmektedir!.. Meşru baskın bir ortamda; kendiliğindenlikli özgür bir irade ile (Duygu, düşünce, sesler, yaratıcı formlarda) espri üretilmektedir...  Öğrencinin zayıf ve üstün tarafıdır bu durum...  Duygusal ve ölçünmesiz. maskelemediği yaratıcı enerjisini kullanmaktadır... Ve Kral karşılarında çıplak durmaktadır.


Şüphe yok “kapital” in cazibesi altında bir dünyadayız....

İnsan, hayvan ve doğanın küresel ölçekte metalaştığı, sömürge tipi yaşamlarımız var…
   
Ürkütücü bir durum bu…    
 
Taşıdığımız tekliklerimizin farkları, duyarlıklarını ve yaşama alanlarını yönetmeye çalışıyoruz... Birlikteki ortamlarımızın sınır ve destekleri içinde gelişmemizi sürdürme yolları arıyoruz....

Duygu ve deneyimlerimizdeki "çatışma ve uzlaşmalar"; özgürlüklerimizin kavramsal alanlarını genişletiyor; geliştiriyor.
Kişisel gelişim sürekliliğini yakalayabilen şanslılarımız evrensele dokunabiliyor... Her insanın, içindeki has insanını doğurduğu değerli bir yolculuk bu...

Böylesi bir varoluş ve sosyalleşme yolculuğunu kuşatan alanları ve olgularını; “Yumurtalı eylem” ile eşgüdümle analım ve  demokratik "oyun değerlerini"  dilerseniz düşlemleme yöntemiyle gözden geçirelim... 

Yumurtalı öğrenci eylem ölçütü, Hidroelektrik santraller ile karşılaştırıldığında; doğaya ve insana yapılmak istenen farklılıkları ve çatışmalarını nasıl kıyaslayabileceğimizi düşleyelim...
Genetiği değiştirilmiş, kısırlaştırılmış "Tohum egemenliği" öngörenlerin meşru kılmak istediği ortamı düşlerken banyoya yakın olun; kusabilirsiniz...

Etnisite hıçkırıkları ve öğürmelerinin  demokratik açılım kavramlı arka planlarında; "özgürleşmeye" dair olmayan çatışma yığıntılarını düşlerken  "genişletilmiş ortadoğu projesi eş başkanları ile karşılaşabilirsiniz."...  "Ulusal bağımsız" projelerimizi asla bulmazsınız...

Neredeyse bir sene öncesinden;  “Dükkan sizin” devlet adamlığı ile "söz kesilen" Nato füze kalkanının:  dünya kamuoyu ve halkımıza bir başlangıç gibi gösterilmesinin 2009 tarihli Wikileaks belgeleriyle yalanlanmakta olması...  Ve final halkı aldatan sahte söylemlerle; “İran’ın ismi geçmeyecek, düğmeye biz basmazsak olmaz”…
İsraile kalkan olmamızı da içeren "teknik olarak hic gerekli olmayan"  bu siyasi düşmancılık risklerini nasıl düşleyebiliriz...
Türk silahlı kuvvetler kurumsalında yaşatılan küresel  genişlikteki zül ile ve küresel sisteme eklemlenecek bir "ulusal kurtuluş" ile değil kuşkusuz… 

Anayasa Referandum “Gözüpek”liği gücünü parlamentodaki karşıt fikirlerden almamaktadır. Halkının bağımsızlığına dair olmayan bu siyasi özgüveni ve agresifliği; bir küresel habis tümör gibi düşleyebilirsiniz…

Ve tekel işçilerine, emekli, memur ve gençliğin hak arama örgütlenme ve ifade ortamlarına; jop, gaz, gözaltında aşağılama, baskılama burun kırma…  Öğrenci ve anne adayı bir genç “can pazarda”…  

Tüm bunlar yaratıcı değildir ve zekadan yoksundurlar.

Toplumsal yaratıcılığa ve özgüvene burun kıvıran; varlığını küresel egemenliğe boyun eğerek tarif edebilen;  dar bir grup zekanın çıkarlarını önceleyen bir anlayıştan beslenmektedir tüm bunlar...  Ulusal ve uluslararası ortama bıraktıkları ile de  uzun yıllar enerjimizi sömürecektir…  Deneyim de kazanılmaktadır  tüm olanlardan şüphesiz …

Öğrenci olmanın ayırdedici temel farkı, duygu ve düşüncelerin maskelenmeye ihtiyaç duyulmamasındadır... Bu zayıf olduğu kadar, üstün bir tarafıdır...   Kullandığı duygusal enerjisi görülür öğrencinin... Kralın çıplaklığını görendir o...
Maskeli körebe oynamak isteyenler ile “duygu, düşünce, heyecan ve tepkisel benzerlikleri olmaz.... Benzemezleri çoktur diyelim.  Ve böyle olması sağlıklıdır. Sağlıksız olan dünya erişkinlerin dünyasıdır...  Her bi şeyi  bilenler, günün b.kları içindeki hayatlarını gençliğin üzerine sürmek ister… Tüm dünyada da böyledir.

Öğrenci gençliğin kişisel gelişimi gelecek düşlere odaklıdır; onlarla akar... Sisteme tutsak olmuşlar yanında öğrenci, özgürlükleri üretir… Toplumlarını kaybettikleri ile yüzleştirirler… Geleceği pisleyenler öğrencileri yargılarlar. Özgür duruşlardan rahatsız olurlar. İçlerine dolan korkuyla saldırganlaşırlar. İtaat edilmesini isterler… Neye dayanarak… “İtaat altında” nasıl bir iletişim bu!.. Hangi diyetle ve altında... Neden...

“Özgürlük alanlarını” daraltarak yönetme “faşist” fikirdir. Katılıma hak tanımayan siyaset, öğretim kurum ve retorikleri, korumaları, polisleri; “ Ergenekon’a gönderirim, dinlerim, ekonomik varlığını söndürürüm, kırarım ağzını! v.s.” tüm bunlar; yumurta ile kıyaslandığında daha az mı şiddet içermektedir...
 
Yumurta fikri, “oyun” niteliği olandır…  
Duymayan kulaklara kendini duyurmuştur… Gündemde yer almış;  ortamı katılıma açık  hale dönüştürmüş, sorgulamıştır...  Bedel ödemiştir.  Sistemi inşa etmeye soyunmuşlar,  icraatlarının yıkıcı eleştirisine,  yerleşik kuralların sorgulanmasına izin vermez, demokrat zeka taşımazlar…  Ya da sınırlıdırlar diyelim... Hayal ediniz lütfen; test edin. Hangi eylemler; yaşama saygısızca ve kast etmekte; şiddet içermektedirler…

Disiplinsiz  reaksiyonlardır; tepkiler; demokratik ortamların sigortasıdır ve öğreticidirler...
Öğrenmez karşı sesler ise, kendi reaksiyonlarından sıyrılırarak şöyle kurgulanır; yerleşik yandaş eleman ve mecralar üzerinden sürekli toplumun bilinçaltlarına akar; "geri zekalarımızı eğitirler!"..
Mağdur demokrat siyasetçiler” toplumun bilinçaltlarındaki böylesi "gerçek dışı yerlere yerleşirler"…  Bay Kuzu'nun  göstergelediği yüzünü hatırlayarak biraz daha açmaya çalışalım bu bölümü.  Sayın Kuzu'nun iletişiminde "had bildirir egemen" anlaşılmasını beklediği, salgıladığı enerji;  "zorluklar içinde ızdırap çeken" yüz işaretleri deşifresi: Bay Kuzu' yu dillendirerek şöyle söylenebilir kanımca onun ağzından : "Offf be çok sıkılıyorum ama canım ben!   Burada haksızlığa uğrayan benim ama canım... Bu kadar hiç olmaz... Ne bu anlamazlar arasında kaldım ben yahu. Bu şartlar altında nasıl devlet adamlığı yapılır cık.. cık... Bu ne talihsizlik bendeki de Tanrım... Bir beni dinleseniz;  yetinmesini bilseniz... Ben ne diyorum bak sen bana bak...  Sus dinle... İyi ama sen geri zekalı olmalısın... Kaç paralık akıl taşıyorsun sen... Aşağılık herif!..." v.s.
 
Çağımızın gerçek ve öncelikli sorumluluğu; “insan, hayvan ve doğayı” merkeze almaktır kuşkusuz. “Her şeyin mal olduğu”, “insanın insana yardımcı olmadığı dünyayı değiştirmektir” insanlığın umudu… 
Dünya gençliğinin yürümekte olduğu yol bu yoldur…
Eşgüdümle; emeğin, sosyal sınıflar ve kültürel kimliklerin; farklılık ve çeşitliklerini örgütlemeleri; toplumsal değerlerden hak ve paylarını almaları çok önemli. Bu seviyede örgütlenmiş çoksesli toplumun  bir aradalığı; “kapital örgütlü” kurumlarla çatışır doğal olarak… 
 
Bu çatışmanın içerik, üslup ve yönteminden tüm demokratik rejimlerde; “ortam düzenleyici”  olarak seçimle gelen hükümetler sorumludur.
Ve tüm haksız uygulamaların hesabını  yurttaşlar sorarlar ve sormalıdır...
“Ayrımcı, saldırgan ve demokratik kültüre uygun olmayan hukuksuz” tutumlar dayatarak devleti  yönetenlere karşı; hukuksal ve eylemsel mücadele; toplumsal dayanışma ile; yaratıcı yeni uyumlar icat etmek, toplumsal değer ve dengeler açısından çok önemlidir…   Toplumun tüm kesimleri; bu anlamda gecikmeyerek; “Öğrenci yumurtaları” etkisi benzeri yaratıcı katkıyı düşünmeli; hayata geçirmelidir…

Parlamentodaki karşıt fikirlerin; toplumsal temsil ve katılımı ötelenerek; halkımızın mutluluk ve refahı düşünülmesi gerçekçi değildir… Ortamdaki; “iyi politikacı, kötü politikacı”lar bu zemin ve formlarda taraftar toparlayarak; bir çatışma dayatmaktadırlar yurttaşlara... “Yandaş insanlık” söylemli bu ilişki türleri tüm yurttaşları kapsamaz; kişisel ve grup çıkarları kadrolaştırır, çatıştırır… “İş bitirici” likle  ortamı ve insanı sosyal çaresizlik içinde “şeyleştirerek” kuşatan ve yönetmek isteyen güçler için "ideal" ve yaşanmakta olan durum budur …    

“Yaşamak, özgür ve mutlu olma haklarımız”; evrensel vazgeçilmezlerimiz...
Rasyonel düşünce yetmezliğinden; parçacık fiziği arayışlarında meraklı düşler kurmak,  yol almak ta bir insanlık hakkıdır…
Kuşkusuz her yaşam, kendi mucizesi içinden, yeni mucizeler bekler…
Yaşadığımız güne çakılsak da;  insan, geleceğe pozitif enerjisi ile bakmaktan vazgeçemez… Yaşamak bu heyecana koşulludur...
Bireysel duyarlık ve duygu dengelerimiz; bilgi ve düş serüven ve deneyimlerimize dayalı bakış açılarımızla birbirimizi etkilememiz dışında bir hayat yoktur ve olmaz…

Halkının katılım ve denetimini;  gerçeklerini algılamaz  “Büyük düşünen (!)” siyaset  demokrasilerinin dayandığı reel gerçek; küresel dayatma esaslıdır… Bu durumdan yüzde yüz hükümetler sorumlu olsa da; bu çerçevede hesabını soracak kültür ve kurumlarımız henüz oluşmamış ve yoktur. Böyle bir medeniyet kurulmamıştır.

Kendini "işbitirici"akılla tanımlayan, yönetim stresli bu “zavallı, kahraman" arkaik figürlere karşı; gençlik sürekli yenilenen adımlar atacaktır kuşkusuz ve genç olmaları ile buna mecburdurlar da…
  
Siyaseti yönetenler politik güçlerini halktan almıyorlar. Halklarının tepkilerinden çekinmiyor ve bu anlamlı sorumluluk ve ilgi duymuyorlar… Küresel yöneticilerle “işi bitiriyor”;  onlara ilgilerini yüksek tutuyorlar.  Küresel otokontrollü özgüvenindeki bu “küçük kahraman” formatlarıyla halklarına afra tafra çekiyorlar…

Küresel oyun kurucuları olanlar; dünyadaki boşlukları, ihtiyaçları öngörebiliyorlar. Çok olasılıklı senaryoları ve yenileyebildikleri rol, grup ve kadrolarla sürekli turnelere  çıkıyorlar; oluşturdukları, finanse ettikleri dünya sahnesi için; seyircilere bilet kesiyor ve çıkarlarını  yönetebiliyorlar. Sosyal sorumluluk içerikli, ve yaygın STK lar zemininde yürütülen yüz yıllık projeler, ekonomik, kültürel ve silahlı  işbirlikleri; Nato, AB, IMF ve siyaset…

Uluslararası ortamlarda vazgeçilmez ölçü “ulusal bağımsızlıktır”.. Askeri, ekonomik ve enerji alanlarındaki tüm anlaşmalar gerçekdışı haberlerle halkın ilgisi dışına itiliyor.  Anayasa oylanması ile, katılımcılığın ve demokrasinin b.ku çıkarılırken; temel bir mesele olan “Bağımsızlık”; halkın iradesi ve katılımı dışına itiliyor…  
Bu durum tüm ulusal kimlik ve özgürlüklere karşı küresel savaşın bir parçasıdır… Yurttaşların  sadece oy verme ile sakınabileceği bir durum değildir…  
Bu küresel "işgal demokrasi" dayatmasına karşı dünya muhalefeti  “Öğrenci yumurtası” etkili yaratıcı katkılara destekler sağlayacak ve yenilerini üretecektir...

                      



13 Aralık.2010