Demokrasi ve Vicdan 
 
                                      

Rahip Martin Nemoer'in günlüklerindeki, 1933 Nazi Almanyası baskılarına gözlerini kapatarak, kulak tıkayarak, ses çıkarmayarak "ötekinin sorunu olarak" görme bedelinin herkesi de kuşattığı biliniyor..

Başka sesleri duymak, özgür etkileşimler kurmak ve ezici olana ortak cepheler kurarak yeterli tepkiyi verebilmek; bulunduğumuz ortamdaki özgürlük sınırlarımızı da belirliyor.   


Empati yada eşduyum; "ötekini anlamaya çalışma", ö
tekinin duygu ve düşüncelerini keşfetmek, yeni dünyalara açılmak gibidir. Bu durum şaşırtıcı miktarlarda geliştirici, dönüştürücü; çoğaltıcı "sihre" sahip..


Liberal irade üzerinden (dil, din,
siyaset, pazar ilişkileri içinde gruplaşma, reklam ve tüketim psikolojisi v.b.) araçlarıyla yürüttüğümüz empati ile birbirimizi biçimlendirmek; insanlaşma serüveninin meşru olanı ise de; sömürü  ve insan hakları ilişkileri açısından "ahlaki" sorun ve "meta" dayatmalar da içerir.

Sürecin
ayırd edici farkı; karşılıklı anlama yönetim güçlerinin; değişim, gelişme ve şekillenmedeki beklenti ve isteklerindeki hak ve aidiyet dirençlerinin sürdürülebilir yönetimindeki arayış ve dengelerde olacaktır...

Eşduyum (özdeşleşerek duygu birliği kurmak) birarada yaşama olgusu olarak tüm canlılarda
sosyalleşme temel önemde. Öteki duygu ve düşünceleri anlama yolu ile özgürleşme ve çoğalma arayışlarında; "Duygu birliği" dışına da çıkıp, "Yabancılaşarak", nesnel  gözlem ve zihinsel ihtiyacımıza gerekli ve önemli yanılsamaları da ayıklayabiliriz.

"
O da
bizim gibi insan" söylemli kıyakçı, ben merkez yerini:
"
O özgür olabildiği ölçüde  ben de özgür olabilirim" görüşüne bırakmıştır...
Burada
kurumsallaşmış olan ile çatışan azınlık ve öteki olanın,  hak ve özgürlük arayışı sürecindeki "bilinç ortalamasının işletimi", özgürlüklerden yana ve küresel ölçekte olması önemlidir... 
Bu  anlayış yüzyılın başından bu yana dünyamızda siyasi programlarca destekleniyor; yol alıyor...
İnsanoğlu, çok yönlü değerleri ve farklılıkları ile; hiyerarşi olmaksızın;
olabileceği gibi olma özgürlüğü içinde uzlaşma düşünde. Bu  yolculuğunda; bireyin kendi farklı düşleri ile varolması ve canlılığın değerli kılınması esastır...

Çatışmalarda  yöntem
Özgürlük arayışları
çatışma süreçleri ile oluşmuş kültür ve gelenekler, "özgür" olmayı tüm insanlık ve canlılık için öngörmemiştir.  Olabilecek olan ve  onunla sürdürülebilen; koşullu bir hayat hızı ve kuralları yaşanır ve dayatılır kısa insan ömürlerine... Esas alınan, yerleşik güç dengelerinin sürdürülebilirliği olmaktadır...

Baskın irade,
kendisinin merkezde olduğu bir dayatma; göreceli de olsa konfor musluklarına bağımlılık üretir!. Kısacık bir yaşamda mutluluk  için "güvenlik ve konfor" ile yetinilir tabi ki. Özgürlüklerin belirsizliğinden de kurtulmuş oluruz!...
 
Bir sürecin yönetimini i
stediği şeye, biçime ve bir hedefe dönüştüren bir grup elde ettiği üstünlüğü kendi merkezine göre sürgitsin ister.  Bu tür merkez güç ve siyasetler; kitlesel ortamı ve mecralar  algısını, karşıt görüşlerle birlikte "normal seyirli bir kültür" yanılsamasında sürdürebilir...

Muhalif geniş kitlelere
karşı, düzenli yöntem ve yasalarla dayatılabilen bu “tektipleştirme”; meşru da algılansa, vicdanlarda sorunlar taşır… Dünyanın ve insanın ticarileşmesi zorunlu ve olağan görülebilir.  Verili ortam ticari bir mal halinde, "insana saygı" söylemi ile işleterek, dönüştürülebilir.  Bu durumda; öteki şeyler meta, köle; birileri de efendi olur.

Sosyoekonomik, kültürel yapılar üzerine yerleşen sömürü ayarlı küresel
mekanizmalı siyasetler; "etnik zenginlikleri" dayanıksız hale getirir, çatıştırır ve yönetir; kültür kodlarıyla efsunlu bu halin, denge ve mutluluğu sonsuza sürsün istenir...

  
Öteki fikirleri yargılamak
Birlikte yaşama kültürü,  doğru, yanlış göstergeli  ideal ve kurallara bağlanarak sürdürülüyor. Efendi/köleli hiyerarşik örneklere yüklenen, kategorize edilen değerler birbirlerinden farklı olsa da egemen kültür gücüne  ve düzenine göre çalıştırılırlar.  Farklılıklar yarışır, dışlanır; zihinler koşullanır; meşrulaşır... Sürekli "hayır" denerek bir yaşam sürdürülemez...

Pratik hayatlarımızda;“aşağılama, olumsuzlama ve yargılama” biçimli yaygınlıkla kullandığımız değerlerle "eğlencenin tadını" çıkarırız... 
Espri ve ironiler “gerçeğin ve bizlerin arkasını dolanarak”  bizi hayata katar; acılara dayanmamızı sağlar...


Seçimler 
Böylesi gruplaşmalı, üstünlükler üzerinden taraftarlı bir parlamento yarışı nasıl biçimlenecek ve ne getirecek  ülkemize.
Müzakere edilebilir farklılık ve jeostratejik sürdürülebilir
projeler nasıl algılamakta ve yönetilmektedir siyaset ortamında.
Parti içi ve yurttaş ilişkilerinde; biat, kul, taraftar, korkutarak baş eğdirme yaygın, olağan biçimler olarak karşılık bulmaktadır.  Özgür olmanın isyan ruhu ve halkın talepleri yoğun şekilde mahkum edilmekte; baskılanmaktadır...

Öteki köle ise; "ben" efendi olmalıyım
Tekel işçileri, Deniz feneri, KPSS sınavları, Haremlik selamlık sınav uygulamaları, YGS güvensizlikleri, Çakma Prof., Ulema Prof., Ergenekoncu Prof, Yandaş Medya,  Sivil itaatsizlik... v.b.

Öteki "her acı"; duyarlık ve destek gerektirir. Ticarileşmeye ve sömürgeleştirmeye karşı da geniş duyarlı bir
taban.

Cumhuriyet Güç Birliği oluşumu bağımsız milletvekili adayları ile parlamentoya girme proje şekillenmesini önemsiyorum...
 

 


                      



04 Nisan 2011