"Öteki özgür olabildiği ölçüde ben özgür olabilirim"...
Farklı değerlerin birlikte gelişebilmesi yönünde sürecin yönetilmesi önemlidir...
Çok sesli bir inşa arayışıdır bu.
Çevre ve canlılığa; evrensele uyumlu yeni değerler; farklılık ve
üstünlük iddialı egemen düşmanlıklara, savaşlara engel
olabilecek postmodern bir görüştür bu...
Günümüz dünyasında politik farklar ile biçimlendirilerek, temsil edilmesine
çalışılan taleplerin içerik ve derinlikleri parlamento ortamlarında; gelişmiş, az gelişmiş, ileri geri demokrasi kavramlı...
Ve gerçekleri anlamanın olmazsa olmazı “eleştiri”
yönteminin; aşağılayıcı, yıkıcı, olumsuz ötekileştirici” algısından
bir türlü kurtulamıyoruz… Neden acaba!
Güçlü kazanır, altta kalanın canı çıkar. Bu durum toplumsal
sorunlarımızın anlaşılması ve çözülmesini güçleştiriyor. Önemli olan
oysa, süreci biçimlendirmeye katılanların; ötekinin acısına
destek vermesidir.
Seçim sonrası parlamentodaki yapı ve gündemler bugünden
kestiriliyor, biliniyor. Jeostratejik politikaların dünyayı ve
dönüştürdükleri karşısında "egemen ve bağımsız" politikalar
üretemiyoruz... Uluslararası görüntülendiğimiz “Kabadayı, ağabey”
çizgi tonumuzla, aciz, bağımlı algısal karmaşıklıklar içindeyiz...
Liderine ezik milletvekilleri, seçim barajları, biber gazları, deniz
feneri, Ergenekon, Yandaş medya, Nedim Şener, Ahmet Şık, ucube
heykel, wikileaks, Kuzey Afrika, Libya, Nato v.s.
Sürpriz olan
Kapitalist ekonominin kriz içi ve sonrası dayatacağı değerler ile
nasıl bir dünya tasarlanmaktadır. Bunu bilmiyoruz. Ama “özgür
insanın” tasarlanmadığı ortada. Tersine “Tam kontrollü insan” demek
paranoya olur mu. Yani “ulusal duygulu askerden”, maaşlı
profesyonel, otomatik değer ve teçhizatla donatılmış asker ve
polislerle halk kitleleri zapturapt altına alınmada...
Nükleer kirli enerji,
nano teknoloji ve bilimsel çözümlerin konfor ve kırbacı altındaki
tüm cazip şeyler… Hayal etmesi zor, çekici, pembe sıcak umutlar.
Dünyayı istediği gibi kontrol etme ve yönetmeyi; insanlık adına
meşru görünümlerle gasp etmiş merkezlerin, geleceği istediği şekle
dönüştürebilmesinin yeni, sürpriz boş bir sayfası var önümüzde…
Tarih yazılmayı bekliyor.
İlk büyük aşamasında insan avcılık ve toplayıcılıktan kurtulup
toprağa yerleşerek tarım ve hayvancılık kültürü başlatmıştı.
İkincisinde topraktan koparak teknik dünyayı yaratıyor. Buhar ve
elektrik gücü kullanılmasıyla başlayan tekniğin gücü, atom fiziği ve
uzay denemeleriyle baş döndürücü bir hız kazanıyor.
Sınırsız kazanç ve sömürü arayan bir ruh yanında endüstri çağı
düşüncesinde, “Büyük kitlelere yaşama hakkı tanıyan evrensel bir
insanlık anlayışı da yatmaktadır. Büyük toplumlara yaşam alanları
kuran sonsuz bir hayalgücü ve oluşturma etkinliğini de içermektedir.
Doğa ile uyum aramadan, doğaya karşı irade ve yetisi içindeki insan
düşüncesi merkezleri, günümüz yürüyen değerlerini önemli ölçüde ele
geçirmiş ve temsil etmektedir…
Bu merkez merceklerinden görünen; insan kitleleri istenildiği
şekillere dönüştürülebilecek oyuncaklardır.
En azından sahne üzerine çıkıp kendi rolünü sahiplenmediği sürece;
böyle olma ve görülmeye devam edecektir.
Bu seyirci rolü, azim ve isteği, oy verme yolu ile; “katılım
yanılsaması içinde yabancılaştırabilen” pozitif bir umut içinde
dokunamadığımız dünyalarda yaşamaktayız. Örgütlenemediğimiz,
öngöremediğimiz yaşam dayatmaları… Dünya sahnesinde neler
olmaktadır gerçekte…
Sürecin yönetim mekanizmalarında olma gereğimize; isyan biçimli
üsluplarla nicedir tanıklık etmekteyiz…
13
Nisan 2011 |