|
Nasıl oldu da, sanat eylemleri “Ucubeci" yüzleşmelere dönüştü...
Her şey sanatta yolunda gitmez…
Özellikle gitmez.
Sanat süreçleri çatışmalar doludur; başka türlü olmaz! Başka türlü sanat da, insan da
olmaz.
Sanatçı ve ortamını bir "memuriyet alanı" olarak algılamak ve
tasarlamak; ona amir olma iddiası yanlış olduğu kadar
gülünçtür.
Öte yandan, "en çok kazanan", "en başarılı olan"
serbest pazar yarışması sanatını "esnaflık" sınırlandırabilir.
Bir ülke Kültür Bakanı, bunun farkında olmalıdır. Kendi özel
kolejini yönetmiyor. Patronaj tutumla yaptıklarını açıklayamaz.
RTE ve ailesi
yandaşlığı için; içi boşalmış değerlerle; "devlet yöneticisi" gibi davranılamaz.
Ucube
heykelin, KPSS, YGS, tutuklu kitapların, Ergenekonun, Balyozun,
Gazeteci tutuklulukların, Deniz Fenerinin v.s. tüm bu ortamların
kamu vicdanında tarafsız ve acil adalet duygusu ile algılanması
gerekiyor.
Devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi
Çin tiyatrosu, epik tiyatro, Brecht, yabancılaştırma
yöntem gerçekliğinden; sanattan nasibini almamış bir Kültüre
Bakanımız...
Sözüm ona, Sovyetler Birliği örneğini olumsuzlayarak,
"özelleştirilen sanat"a göz kırpıyor. Sığ bilgili, liberal nazik
çoban, "Aba altından sopa gösteriyor"... “Tiyatro ve algılama”
konusunda cahil değilse; kültür ve sanatın çağdaş yöntemlerine kastı
var…
Sanatın “özelleştirilmesini” maliyet hesaplarına dayanarak,
stratejik düşüncelerine dayanak alıyor liberal Günay.
Sanatı ticari bir metaya indirgeme dışında bir fikri yok yani sayın
Bakanın... “Egemen olamadıktan sonra SANAT ne işe yarar”; bakışı
yeni değil. İster sosyalıst olsun ister kapitalist… “Kültüre bakan”
iyi polisi oynuyor...
Bn. Sümeyye'nin olay karşısındaki sıradan
psikolojisi, davranış yönetimleriyle ilgilenmeyeceğim. Konuyu
gündeme düştüğü şekliyle anlamak yorucu ve gereksiz... Bir
nezaketsizlik algısı olmuş ise (Gerçeğin böyle olmadığını oyuncu,
oyunu yorumlayanlar açıklıyor), ama hanımefendinin böyle bir algısı
oluşmuş ise bu pekala göreceli bir durum olabilir... 150 kişilik
polis seyirciyle kitlesel eylemini koyup oyunu terketmekle
karşılığını “acı misli" vermiş olmayla yetinebilir… Şimdi sanat
ortamı ve ülkenin altını üstüne getirerek kültür politikalarımıza
stratejik kılıflar mı dikeceğiz yani...
Ülkemizin
sorunları bu başlıklar ve çatışma üslupları ile anlaşılmaz ve
çözülemez. Sanat hakkında ve türban konusunda her fırsatta ileri
geri laflar ve tehditler bıktırıcı; iç karartıcı ve usandırıcı…
Gerçekte kamuoyuna "tuzak roller", "cambaza baklar" olabilir tüm
bunlar...
Başbakanın Fransa konuşmalarıyla tv haber alanlarının işgali,
içeriği, çatışma biçimleri ve üslubu açısından vahim…. Vücudunu
koyduğu ortamlardaki “enerji kabarması” kendisine yapılan
sataşmaları çökertecek, mahşerin 4 atlısı “ve mutlak haklısı”
kadar yorucu bir yerde… Algılanabilecek olasılık, sürdürülebilir
nezaketi yerine sanırım gine; iç politikaya dış vitrinlerden
göndermeler peşinde koşuyor… 2. kez, one minute...
Sorunumuz RTE ve türban değil… Ülkenin siyaset eli ile; temel
konulardan vazcaydırılıp, çatıştırılması; bunun eziyet çekerce
toplumun geniş kesimlerinde uzuncadır yaşanıyor olması vahim… Dinci
kesimler, Cumhuriyet figüründen çektiklerinin rövanşını seçime
tahvil ediyor. Mecraları ve yandaşların hınca hınç yoğunlukları ve
abartıları iktidarı; kitlelerin iradeleri ve gelecekleri üzerinde
işgal dayatıları devam ediyor.
RTE, ailesi, siyasal ekibi ve yandaş güç merkezleri ile
gündemleniyoruz…
Modern toplumlarda, devletin sanat ortamı oluşturması dışında başka
bir gölgesi bahis konusu olmaz. Özelleştirdiği “Yandaş sanatçıları”
kendi
mekanizmalara dahil edebileceği bir tasarımından söz ediyor sayın
bakan...
Acınacak bir durumdur bu…
13
Nisan 2011 |