ve
küçük bir ressama sipariş vermiş...
Gerçek düşle oynaşmaya
işte böyle
başlamış...
Değerler
düzensizliğin
içine
girmiş çıkamamış... Sesler sessizlikte, resimler boşlukta kaybolmaya
başlayınca;
yaşam soluktan uçup gidecek...
Görünen görünmeyen bir karabulut ortaya çıkmış ve; "Büyük ile küçük olan
"; örneği
bir kez daha vermiş...
Bu bilinen... Çok eskilerden gelen hasretlik bir gelenek... Yazılan,
çizilen, oynanan söylenen ne varsa sürekli alınır dinlenir; sıra kuyruk
evlere taşınır... Bu işle yatılır kalkılırmış!..
Ama çaaat diye kafalar ortalardan ayrılmaya başlayınca içindeki mülkler
görülmüş...
Meğer hasret, herkeste hasretlik bir mal olmuş!..
Resimler işte ortaya çıktığında;
oyuncu oyunculuğundan,
ressam ressamlığından,
insan insanlığından
çıkacak... Her şey uçuşuyor... Çizgiler, notalar, renkler, büyük sesler,
küçük sözler, isimler, resimler, biçimler ayrışamıyor.. Yönetmen işi
neresinden tutacak... Büyük resimlere nasıl bakılacak, küçük resimler anlaşılabilecek
mi; çerçevesi, parası...
Kimse bilememiş... Ressam neyi bilecek!
Karabulut ortaya çıkıp örneği;
"Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü üretir." ; diye verince...
Gerçe
ğin, insandaki, yaşamdaki ve resimdeki ölçüsü çıkmış!.. Ressam da: ressam küçükse, resminin ne olacağını... Resim büyükse, kendinin de küçük olamayacağını anlamış.Ve bu işte paydos zamanı...
Kapora geri istenmiş...
Ressamın düşleri küçülmüş...
Resimlerini büyütmek istemiş, kendi kaybolmuş, kendini büyütünce, resimler yerin dibine girmiş...
Gerçek yerine yerleşirken, o kalkmış ölmeye başlamış... Yaşasın istenen!..
Kapora ba
Üreyen üretene işte böyle karşı gelmiş...
Zaman, güvercin tanık!
Yapışıp kemirirken boyalar birbirlerini, kopan dökülene bakarken,
can acısız;
yaşamdan çıkmış; uçmuş gitmiş...
