Bir yöntem olarak eleştiri;
olgular karşısında koşullu düşünmenin azaltılması sürecinin hayata kattığı
değerler bütünü olarak özetlenebilir.
Taraflar, farklı mesajlar verme haklarının
olduğu ortamın tümünden sorumludurlar. Bilginin daha fazla insan tarafından
Eleştiri öteki tarafıyla, rakibini mağlup
etmek; mahkum etmek, saha dışı bırakma yönünü de tutar; elinde bulundurur...
Yazıda taraf olacağımız; yaşadığımız çağın
toplumsal sorunlarına çare olması beklenen, fikir farklılıklarını sergileyen
ve uzlaştıran eleştiriyi "bir araç yöntem olarak" kullanım
sorumluluklarıdır.
Koşullu düşünce ve koşullu hayatın aşılabilmesi, iyileştirilebilmesinde
kullanılabilen eleştiri yöntem işlevi sürecindeki pratik
hayatımızdan edinebileceğimiz sosyal değerler bütünü; zannedilenden çok
fazla alanı kapsar. Süreç deneyimlerinden edinebileceğimiz çıkarımların toplam
kalitesi önemlidir. Daha da önemlisi bu süreç ve işleyişinin özeni;
toplumun tüm yapısını kapsayacak ve duyacak açıklıkta işletiliyor olmasıdır.
Özgür düşünme isteğimiz ve becerimizdeki "çekim
merkezimiz" gerçeği nedir.
Bireysel farklılık ve kişisel gelişim
arayışlarımızın toplumsal ortak bir dil kullanma gereği ilgisini açarken;
sürecin bu özenle yönetilmesi gereği vardır...
Toplumsal alanlarımızdaki temel ortak
değerlerimizin, zamanımızın yüksek değişim hızında; yarar/barış süreci
algısında tüm sosyal kesimlerle yeniden yönetilebilmesi önemlidir... Bu süreç
dramatik çatışmalara meşruiyet aranarak ipleri gerse bile; süreçteki
demokratik kalite ve hassasiyete duyarlık çok önemlidir.
Eleştiri eylemi sürecinden beklenen; bilimsel
bilgi alanının genişletilerek, öteki sesler ve yüksek katılımlarla üst
çözümlere ulaşabilmek; hatalardan ders çıkaran yeni çabaları da gerektirir.
Bilginin merkezde olması, ortak kabul görmesi "siyasallaştırılmaması" bunun
için önemlidir.
Tüm taraflar istediklerini, hak ve tarihsel
gerekçeleriyle, ulusal, evrensel ve insansal dil ölçüleri üzerinden anlatmaya
ve anlaşmaya çalışırlar. Bunu yaparken, karşı olgunun tümünü ya da bir kısmını (yargılama)
olumsuzlamaya da çalışırlar. Güvenliği denenmiş geleneği sürdürme eğilim ve
önyargı dirençleri; değişim hızlarına daha mesafeli bakar, çekinceli durur; olumlu bakan
fikirler kadar risk almak istemez... Ya da değişim hız algısındaki;
oluşum ve arayışlara olan zamansal ihtiyaçları, bu öncelikli duruma burun kıvırabilir... 
Duruma yeni bir gözle bakmak; yeni veri ve
anlamlar yüklemek yoluyla; fikirlerin değiştirilme çabaları ortak bir doygunluk
noktasına kadar sürer... Eleştiri yapısal olarak "kendini
olduğu gibi korumak isteyene saldırır"; bilgi
verse de, "kışkırtıcıdır". Kendi
değerler sistemi içindeki o noktaların yerlerini değiştirmek ister. Kendini
referans aldığı diğer şeylerle açıklayan tüm ilişkiler bütünü ve değer
yargılarının elleri boş değildir. Kendini savunur. Farklılıkların ilişki
kurmasındaki çatışması doğasında varolan bu durum; ortamın meşruiyetini tehdit
de eder, özgürlükleri genişletme potansiyeli de taşır...
Eleştiriden yeni bir şeyler öğrenilir, ya da "tekel
işçilerinde olduğu gibi"; demokratik hak ifadeleri üzerine gaz sıkılıp
aşılmak istenebilir... Farklı fikirlerin uzlaşma arayış kültürleri; toplumsal
üst ortak dil arayışlarıyla yeniden ve özgürleşerek şekillenebilmeleri;
toplumsal ilişkileri zenginleştirir; çoklaştırır... Toplumsal tüm kültür
araçları bu durumun bir şekilde içinde iseler ve bir şekilde yönetiyor olsalar
da, toplumsal acil işlevleri açısından temas noktaları; siyasal partiler,
kurumlar ve kitle örgütleri üzerinden sürer...
Aydınlanma; "Eleştirel
gerçeğe" çok
şey borçludur kuşkusuz. Ümmet, kul kimlikten, birey, yurttaş kimliğe geçiş
sürecinde işlev görmüş ve görmektedir... Bilgi ilişkisel özelliğiyle; çoğalır,
sıçrayarak yeni bilgiye dönüşür. İnsan gerçeği açısından, politik aracıyı
ilgilendirecek temel durum;"ezen, ezilen insan" ilişkisindeki bilgi
çözümlemesidir.
Eleştirinin sorgulayıcı, ayrıştırıcı, sebep
sonuç ilişkisinde açıklayan nedensellik bağı, rasyonel bilgiyi tüm insanlar
tarafından anlaşılabilir kılar. Anlaşılabilir olduğu rasyonel ölçülerde de
kendini savunabilir. Geçmiş toplumlarda inancın yaptığını,
modern toplum düşüncenin;rasyonel işleyişinin
üzerinden kurar/yapar. "Özgürlük içinde" katılım sağlayıcı bu sözkonusu
"görünmez otoritenin cazibesindedir insan". Önce düşüncenin otoritesini kendi
üzerine kurar insan; maskesini, görüntülerini parlatır dışarı çıkar. Ötekiyle
bu mantık üzerinden yüzleşir toplumsallaşırlar... Başka oyunu da yöntemi de; "hiçbir
şeyi de" yoktur insanın... 
Eleştirinin; komplocu, acıtan, yanıltıcı, kirli
bilgi tarafının safdışı bırakılması önemlidir. Fikirleri üst seviyelerde
buluşturmak, tekli fikirleri aşmak, oluşturuya geçebilme sürecindeki başarı,
toplumlar açısından önemlidir. Söz konusu edilen evrensel insan hak ve
sınırlarının toplumsal tüm katmanlarca olgunluğa ulaşma arayışı; ötekine zarar
vermeden özenli kullanılabilinen alan ve aktörlerinin varlığıyla beslenebilen;
"oluşturu yapabilen durum" böylece yüksek "değişim hızı"
kazanabilmekte; ikna ve katılımı üst seviyeye çıkarabilmektedir. Böyle bir
değişim ve gelişim müzakere süreci tarafları, birbirlerine ilkesel sorumlu
duygularla bağlı hassasiyet içinde olur ve bunu yararları açısından korurlar..
Bilim insanının; yeni bir şeyi görme,
anlama; keşfetme yönteminin de içinde bulur kendini eleştiri. Tüm bildiklerini
olumsuzladığı, yabancılaştırdığı bir mercekten bakar olgulara bilimadamı ve
görülmemiş olan yeni bir şey görmeye çalışır. Bilim ortamı;
koşullanmışlıklardan kurtulup, olguları yabancılaştıran, yeni değerleri,
olasılıkları, kullandığı sistemler üzerinde açıklamaya çalışan bu
yöntemi kullanmadan bilgiyi
bulup, düzenleyemez.. Kitlesel hayatta görülmez olan; görülmek için bilim
disiplininde sistemleştirilen bu yöntemsel şey hayata katılacak potansiyel bir
"artı değer" taşıdığını her defasında kanıtlar.
Sanat insanı, yeni bir şeyler dener;
risk alır; hatalar yapma tadı yaşar ve yabancılaştığı, yabancılaştırdığı
düzensiz çöplüğünün keyfini çatar. Önyargı ve anlama eylemlerine eleştirel
bakar; duygularıyla, sezgileriyle yeniden test eder v.s.. Böyle bir dengeye;
bilgiye ulaşırken, tüm koşullu olan kanaatlere de bir şekilde saldırısı
algılanır.
Sanat eğitimi almış bir insan olarak bu noktada
benim de farklı bir fikir "eleştiri" dillendirmem uygun olur.
Bu büyük
çocuk sanatçının,
sürekli hoşgörü sınırlarını tehdit etmesi karşısında üzerine biber gazı
sıkılmıştır. Çağımız değerler kontrolü ona; "bizi şaşırtmasını" bir
sorumluluk, bir yükümlülük, yarışmalı bir iş olarak sunmuştur... İşlevinin
boşaldığı, dönüştürüldüğü sanat ticareti, bu yeni haliyle oyuncaklaşmış,
kurumsallaşmıştır... Onun işlev ve algılanmasındaki, insan doğa arasındaki itaatsiz
güç, büyü ve sosyal düzenleyici işlevi,
yaşadığımız eğlence gazinosundaki "sanat" algılamalarımıza "endüstri ve borsa
çığlıklarımıza" indirgenmiştir.
Peki tüm yaşadıklarımız bu şeyleri tüm
kesimlerin kendi sesleriyle katıldıkları; "toplumsal yarara dönüştürmenin" sınırları
nedir, nerededir, nasıl belirlenmektedir...
Gerçeği değişik noktalardan düzenleme ve yaşama
isteği, bir bakıma taraflar açısından tehdit edici, kışkırtıcı algılanır... Bu
doğaldır. Algılama kültürlerinde, benzemez olana karşı savunma refleksi, canlı
doğanın tarihsel gerçeğidir. Bulduğunuz, bildiğiniz, algılandığınız bu "yeni
olan, benzemezi" görmek, göstermek istemekte iseniz durum
böyledir...
Öne sürdüğünüz değerinizi tüketmesini
istediğiniz kitlenin, pazar değerleri üzerinden kanaatlerine "talep olmanız"
şeklinde değişmek zorundasınız. İsterse sanat yapmak isteyin; kabul edin, ya
da etmeyin pazar denilen bir gerçekle yüzleşmek ve biçimlenmek
durumundasınızdır. Tekli sesinizi bu araçlar içinde çoklaştırmak, bir yöntem
olarak sizi vitrine odaklayabilir ve bundan ne siz ne de yaşadığınız dünya
tatmin olmaz tabii... Bu durumda torunlarınızı büyütebilir, emekli
olabilirsiniz. Ya da giderek hızlanan bu tekrar süreçleri rutinine bağlanır,
feraha çıkabilirsiniz... Çıkış noktaları benzemezlerle dolu ve ötekini koruyan
çok geniş müzakere ve uzlaşmalara açık olan verimli çatışmalar üretmeniz her
daim şarttır... Bu yaşamın güzel ve zorlu yanıdır.
Kritik nokta şudur; "makro ve mikro
evrenselde" doğru bir konjonktürde, ötekine saygı öngörülü doğru bir aora
taşıyor musunuz. Böyle mi yaşıyorsunuz... Einstein: tanrı evren
üzerine zar atmazdı diyor. Olsun ama. Dünya alem iddianızı farketmesine açık
olmanız ve bunu bir yaşam ritüeli olarak kalbinizle seçmiş olmanız
yeterli... Hadi şansınız cabası olsun...
Belki eylemin doğasında var olan negatif kutbun
çatışmasını biraz açmamız gerekir...
Muhalif bakışın doğasında
negatif enerji vardır. Egemen ile şekillenen düzen algısının pozitif
dinginliği dışındaki seyir halinin görünümü budur ve muhalif böyle de
görünür... İktidarın yürütmeye yükümlü olduğu sistem, bu fonksiyona şapka
çıkarır, ya da onu işlevsizleştirmek ister.
Ülkemizdeki parlamento sermaye grupları ile
işbirliği yapar kendilerine finansman sağlarlar. İşler böyle yürür. Halk
tarafından finanse edilmeseler de söylem olarak, halklarına sorumludurlar(!).
Tüm yaptıklarını ülkesi ve halkının çıkarları adına yaptıklarını savunmak
zorundadırlar(!)...
Karmaşık değil.
Toplumsal her
sınıf, kendi okuması; sosyal taban ve beklentileriyle koşullu olduğu hayattan,
ihtiyaçlarını anlayabilmeyle sınırlıdır. Ötekini anlamak, kendi dirençleri ile
farkına varamayacağı bir sosyal tabanı anlamak; "temel insan hakları"
çerçevesinde empati kurmak ve gelişmiş sosyal ortaklıklar üretmek çaba ister,
çıkarları sorgulatır; "egemen" içlere sosyalizasyonunu dayatır... v.s.
Dünya,
"Halk masalları" saflığındaki olgulara izin vermez...
Siyaset yapabildiğini yapar. Savaşlarda
taraftır. Bu da halkların "saf insan tarafı" nda olmasına asla
benzemez... O görüntüye sığınır; benzerliklerini vurgular. Oysa benzemezler...
Ekonomik gerekler, küresel olmazsa olmazlar
v.s.; 1.5 milyon Iraklı katledilebilir önceliklerdir v.s.
Günümüz dünyasında ulusal parlamentolarına
siyasi proje üretenler; savaş engellemeyi öngörmezler. Varolan bu savaş içinde
şekillenmeyi başkomuta merkezleri ışığında sürdürürler; başka da seçenekleri
yoktur... Barış kavramı, haksız savaşı pazarlamaktır; içinde olmaktır.
Gerçekte ise barış, ulusal bağımsız strateji ve politikalar ile, halkın kendi
demokrasisini üretebilmesine dayanır... İşlerinin küresel akıştaki yürürüne
bakıp, timsah gözyaşları dökenler; dünya akışındaki bu neoliberal "insansızlaşmaya" kaval
çalarlar. Tüm olguların geniş kitleler ve sosyal sınıflarca yüklenilen
anlamlarına kendilerinin de inandıklarını halklarına anlatır, yalan
söylerler... Uluslararası ortamlarda, halkları kırdırmayı engelleyecek güçleri
de, projeleri de kurumsal olarak bulunmaz; yoktur..
Çatışarak varolabilen tüm sosyal sınıfların
uzlaşabilmeleri için, ortamın tüm bu farklı değerler ve biçimlerinin hareket
edebilmesi kural ve yöntemlere bağlanmıştır. Referandum ve seçilmişler
temsilciliğinde, yasama / yürütme / yargı kurumlar ayrılığının varlığına
dayanan, anayasal düzen güvencesinde demokratik ortam v.s. v.s. v.s.
Yürütme, provokatif yolcularla ortamı
dağıtmadan otobüsü güven altında sürecek, hızını azaltacak ve seçim
istasyonunda durmayı bilecek... Başka ulaşım arayışlarını duyacak, tek otobüs
şöförünün kendisi olmadığını bilecek... Uzun sürmenin yoruculuğunu kavrayacak
v.s. Tüm bu
sürelerde, nazik olacak ve toplumsal memnuniyeti varolma koşulu olarak
görecek. Yolcular ile kavga etmeyecek,
üzerlerine biber gazı sıkmayacak, ensesinden
07.şubat
