|
Haziran 2011 seçimleri öncesindeyiz…
Oylarımızın ne önemi var.
Süreçleri yönetemeyecek olduktan sonra önemi yok tabii…
Demokrasi kültürü; tüm farklı fikirler ve kurumların sürece
katılabilmesini ve yönetimi denetlemesini koşullar. Bunu toplumsal
metin ve uygulamalarla da kurumsallaştırır…
Çoğunluğu ele geçirdiğimde; “istediğimi yaparım” iktidar anlayışı
ise; bu çoğulcu sesli anlayışın gereksiz özeni ve hantal yapısından
sıkılır, "iş bitirici" bir dinamizm ile onu engellemek, örselemek
ister… Bugün siyasetimizde yaşanan iletişimsizlik ve değerlerimize
yansıyan parçalanmışlık bu kültür sürecinin bir ürünü.
Kamuoyu araştırmaları Adalet ve Kalkınma Partisinin 3. kez tek parti
çoğunluğu ile iktidara yürüdüğü yönünde. Aslında AKP nin %10 – 12
lik parlamento temsili olsa idi ne olabilirdi… Koalisyonlar,
uzlaşmalar; ortak dil arayışları; demokratik kurumların baskıları,
sivil toplum kurumlarının istekleri ve medyanın farklı sesleri
içinde olunurdu. Demokrasi yaşamı çok sesliliğin bir
arada yaşıyor, geliştiriliyor ve yönetilebiliyor olması.
12
Eylül’ün “Her kafadan ses çıkmasını engelleyici” %10 luk seçim
barajı engelinin gerçek bir demokrasi için “müzakere etme
isteksizliği milyonlarca temsil edilemeyen seçmenin işini
bitirmenin” önemini siyasiler demokrasi kültürümüze sığdırmaya
çalışmakta.
Günümüz demokrasilerinin “Çoğunluk baskısını ele geçirerek”, “şaşmaz
bir yolda yürüme arzusu” şaşırtıcı. Yönetilen geniş halk
kesimlerine karşın.. Dünyayı fazla enerji tüketmeden hallaç pamuğu
hızı ile dönüştürme arzusu; işte bunu küresel finans ve siyasi
merkezler dayatabilir. “Egemen ve Bağımsız” olarak bir ulus devlet
içinde yaşayan halkların uzlaşma süreci doğayı ve insan yaşamını,
emeği ve üretimi savurmaz.
İktidarların istediklerini şöyle ağız tadıyla yapamadığından
sızlanması anlaşılır değil. Haksızlığa uğramış “mazlum”lukla
eylemlerini gerekçelendirmesi başka bir demokrasi faciası tabii.
Böylesi yaşanan egemenlik ve dayatmacı örneğin Cumhuriyet
kültürümüzde prim yapmasından alınacak pek çok “sosyokültürel”
dersler var.
Kralın çıplaklığı... Eleştiri
neden gerekli
Fikirlerin kendini yönetmesi gerçekliğinin şirazesinden kayabilir.
İnsan oluşmasının empati duyguları kafayı yememelidir. Özgürlüğe
açık sosyal toplumların bu faşizan şizofrenler ile başları belaya
girmektedir.
Süreç yönetimi
Yönetim fikirlerini etkileme ve denetleme hakkı, farklı fikirlerin
ifade edilmesinin katacağı zenginlik yok sayılamaz. İktidarın böyle
bir ayrıcalığı olmaz. Enerji kaynakları halklardır…
Anayasal güvence ve insan mutluluğu
Zaman içinde devimli Evrensel hukukun; insan yolculuğunu
geliştirmesini; hak ve özgürlüklerini çoğaltması, güvence altına
almasını bekleriz.
Yaşam farklılıklarımızın verimli çatışması ve empatik alanları
üzerinde sürdürmeli olduğumuz, toplumsal birliktelik kültürümüz tüm
“sosyaller” için önemli.
Tek parti “mutlak doğrularına” teslim olmayacağımız bir
parlamento kültürü bunun için çok önemlidir.
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN
27
Mart 2011 |