|
|

ikiyüz
Avlu demirleri göz alıyor!..
Pas, sessiz çığlıklarla içerilerde...
Bağımsız nefesler, şaşkın yüzlerden
rahimlere yürüdüğünde;
B abası
için, orakla katil olmuş biri... Ötekisi babasını sandalyeyle öldürmüş
şehirli...
Arkadaşı
merdivenlerden yuvarlanırken o... Bir şeylerin içinde kaldı çıkamadı...
Bir karşılaştırma yapsak; topraklarını korumak için babası ile
birlikte olmak...
Böyle analizler ne işe yarar oysa...
Hele başka seçeneği olmayan bir hayat için...
Eller, beyinler ve düşlere yayılan her
ne ise...
Uçuşan eller, yüzen sesler, yüzler, öpücükler; hiç
eksilmeyen, anlaşılamaz ve sonsuza! ...
Sandalye altından kalkamayan yüzü gördüğünde...
Severdi; dostuydu!.. Tüm zamanlara ait ve yoğun bir duygu idi bu ama!..
Pişmanlık denemez buna; rüya kadar yakın, gerçeğin dışında bir şey...
Ve işte!...
Prensesin, küçük çıplak ayaklarının, hastane yatağının beyaz demirleri
arasından varoluşa son kez çırpınış haberi geldi...
Ölü katil baba anlamsız!
Geri dönüş yok; yeni kalıplar!..
Yeni öykülerle yenibaştan başlar oysa Her şey!..
Öpücükler, yüzler... Büyülü danslarla, birlikteki
oyunlara yürür hayat...
Parçalanan beşiklere yerleşmiş, ana ve babaların,
gözlerini kırpıştırmalardaki şiddeti oyunda gizlenir...
Gökyüzü ve toprak ...
Güneş... Meyve ağaçları, tarlalar... Atalar,
dedelerden bir sonsuz... Çıplak ayaklarla oynaşan çimen, diken ve orak...
Düşman... Ve herkes düşman!..
Ak sakallı bir bardak çaya insanı satar, avrat yılan!...
Baba, katil oğlunun her ziyaret gününe gelir, ağlar
ve döner... Yaşlıdır. Dayanışmadır ve bu kaderidir insanın...
Baskı ve acı içinde kıskanarak da bakar onlara
şehirli...
Cezaevinin avlusuna baharın ilk sıcakları düşmüş...
Kasketini iki eliyle ayarladı
diklendi. Yüz eğdi iki genç... Boya sürüp, oyun tuttular. ..
|
|
|
|

|
|