|
“İnsanlar
dili değil; dil insanları yapar”
der
Goethe. Schiller ise,
şairin “büyülü”
bir dil yaratması; kendi özgün dilini kurması gerektiğini…
Dil, nesneler dünyasının yabancılıklarından soyutlayarak çekip
çıkardıklarını, anonim dolanıma sokarak hayatın yükünü taşır.
…“Demokratik açılım” kavramı ile süren tartışmalar;
parlamento kürsüsünden “Kürtçe konuşma” uyarı eylemleri ile
dorukta..
BDP’nin Kürt halkını temsil etme yeteneğinin %5 lerle sınırlı
olduğu; ortamda sergilenenin; katılım, yoğunluk ve takvimi ile,
halkın talepleri değil; küresel sermayenin “işgal” öncelikleri
olduğu; Cumhuriyetin, “egemenlik ve bağımsızlığımızın” tehdit
altında olduğu kuşkuları da dorukta…
Emperyal GOP takvim, üslup, yöntem ve
önceliklerini dayatarak; ulusal parçaların küresel takvime
uydurulması örneğine Irak üzerinde tanık oldu dünya… Demokratik proje,
kimilerine göre saçılsa ve kimi görüşlerde “açılmasa da”; “yurttaş kimliği
ve hakları” üzerinden evrensel özgürlük yolculuğumuzu
kesintisiz sürdürebilmemiz doğal olandır…
Küresel dayatmalı doğru, nasıl bir doğru olmakta
1.3 milyon Iraklı insanı ülkelerine saldırarak öldüren ABD,
durumu “Özgürlük ve demokrasi” ile gerekçelendirmiştir...
Dünya, tüm bu anlaşılmaz acı dolu gerçekleri ve hikayelerini, iş
düzenli sıradan yaşam akışlarında nefret ve korku ile izledi.
İşgalin trilyon dolarla ölçülü finansal büyüklüklerle dayatılan
şiddetinin travmalarını birkaç nesil Iraklı insan taşıyacak ...
Özgürlükler ülkesinin, ”Hollywood” hikayeleri ile çekidüzen
verdiği dünyaya; halkların,
tüketim genetiği ve bilinçaltına kodladığı cazibede bir imaj
sürekliğini; sömürgeleştirme hayalleriyle yeniden tasarladığı mavi gezegeni kana bulayarak yapıyor.
Böylesi bir dünyada tüm ulusların ve ulusumuzun “Egemenlik ve bağımsızlık” hak ve gerçeği;
küresel konularda baskın lider kararlarıyla oluşturulmak istenen
romantik stratejiler üretmemize izin vermez…
Irak işgal edilmemiş olsa idi; Irak Kürtleri
daha mı az mutlu olurdu…
İşgalin
"halkla ilişkileri" yüzünün kitle bilinçaltlarına gönderdiği mesaj:
Kanlı diktatör mü daha iyi idi. Dünyaya bir felaketi; “makul”, bir
çözüm olarak sunan, korku ve kültürel bilinç kodlarıyla yıkayan
baskılayan, bir ruh haline indirgeniyoruz...
Oysa dünyanın her noktası, bu çeteci katil kampanyalara ve acılara
her durumda karşı çıkmalı, savaşa engel olmalı idi. Yaşayan dünyamız
bilincinde, tüm bu "demokratik katliamlar" onaylandı ve tarihe
kaydedildi..
Amerikan vesayetli, uluslararası ortam ve partnörleri “demokrasi”
ikameleri oluşturmaktadır. Gerici arap yönetimleri üzerinden
halkları sömürgeleştirerek, kaynaklarını kullanmakta "ortamı terörize eden olduğu halde"; terörist
tehdit algılamaları üzerinden baskılamayı
kabul ettirmek istemektedir. Dış politik ortam ve yandaşları; kukla
başkanlar, "demokratik" palavralar ile dünyaya "postmodern"
icatlamalar dayatmaktadır. Tayin edici “ Ağabey”; CİA ilişkili
küresel okul ağlarındaki istihbaratçı öğretmenler, wikileaks
deşifreli büyükelçi ve uzantıları, kurumlar, ilişkiler ve aktörleri
üretir; Talabani, Barzani, Öcalan, IMF, dünya bankası, Nato, Cia
Soroz halkla ilişkiler zemin ve arkaplan destekleriyle yaşadığımız
dünyayı besler; ondan beslenir.
Ulusal
stratejik “bağımsız” politikalar
Güneydoğu Anadolu bölgesine; sivil ve aydın katkılar, Kürt halkının
merkezde olduğu bir yaşam döngüsü ilişkileri değil; siyaset
eklemeleri olarak konuşulmakta.
Güneydoğu Anadolunun; iş, eğitim, yatırımlar, sağlık; sosyal ve
ekonomik öncelikleri arkalanarak; yerinden yönetim, parlamento,
bayrak, dil ile ortama gelen "siyasi" alanların gündemi işgal
etmesi bu kuşkular içinde de algılanmakta ve şekillenmektedir
işte... Ancak konunun konuşuluyor olmasında; gösterilecek direncin
hareketlenmesi ve farkındalığı açısından yararı olacağı; kritik
sınırlar aşılmadıkça bir sorun olmayacağı düşünülebilir.
“Ana dil baskılanmasının özgürleşmesi” taleplerinin, siyaset ağzında
hormonlaştırılmadan dillendirilmesi, halkın katılım önceliklerine
açık tutulan “kendisi içinde çalışan zamanlaması” oldukça da
önemlidir. Bu hassas durumun ölçünmüşlüğü; bir sınır değil;
yurttaşların katıldığı özgürlüklerin tartışıldığı bir süreç olmaya
yönelmek zorundadır. Siyasetin görevi; ortamı oy kazancına
indirgemeyen; ötekileştirilmeli show lar riskine girilmemesidir.
Etnik haksızlığa uğramışlık ile seçmen karşısında vücutlanmanın;
“egemenlik ve bağımsızlığımıza”, geleceğimize verebileceği zararlar
yüksek risktedir…
Bağımsızlığının farkında örgütlü bir ulusun; politika ve
politikacılarını da üretebilmesi ve denetleyebilmesi gerekir.
jeopolitik ve jeostrateji üretilmesinde halkın bu katılım gücü
önemli.
Ülkemiz GOP eşzamanlı ve dayatmalı; iyileştirmeli projeler altında
savrulmak isteniyor. Ulus projelerimize; halkların birlikte yaşama
iradesine; farklı, karşıt fikirler ve kardeşliklerimize tutunmak
zorundayız. Tüm toplumsal yapılarımızın örgütlenmesi; hak ve
özgürlüklerini kuşanması ve temsili dışında "siyasetin" “Kendi yol
arayış ve örgütlenme”sini arayabileceği başka bir yol yoktur.
Siyaset, tüm toplumsal kesimlerin örgütlenme talep ve sınırlarına
müdahale etmeden; örgütlenme ve özgürleşme arayışlarını
desteklemeli; önünü açmalıdır.
Ülke yürütmesi, Uluslararası ortamlarda “Egemenlik ve Bağımsızlığa
dair” risk sınırları belirsiz pazarlıklar; halkın demokratik
örgütlenme ifadesinde gücünü bulmayan ilişkilerden kaçınmalıdır. Bu
sosyal erişkinlik ve siyaseti; neoliberal küresel oyun ve
oyuncularını dışlayıcıdır.
Dil ve ötesi
“Dil” varoluşun önemli aracı.
Modern bir sanatçı
olan Yugoslav Marina Abromovic’in; “saatlerce göz göze laf
etmeden bakışmalı” terapi denemeleri kuşkusuz sıradışı
örneklerdendir. “Konuşa konuşa barış” olmuyor ise de; daha etkin
aracımız yok henüz. Evrensel insanın “günlük tüketim ve meta kültür
baskısı” dışındaki bu “gözgöze, sessiz” ilişki denemesi dil
ve kültür ötesine yeni arayışlar olarak önemli. Sonsuzdaki organik
tozlar olarak bakışabilmek, bir iç düşünme ve imgelem dilini aşarak
yeni ilişki tasarımları ve ritüeller gerektirse, ütopik olsa da, “dili
aşmak” dil ile maskelenmemek, etkileyici bir düş.
Yaşadığımız hayatı insansal noktadan anlama ve kavrama aracı olarak
dilin, insan üzerindeki baskı ve yarattığı “cazibe” ortada.
Çevresindeki tüm belirsiz şeyleri; bir düzen algısı içine
sıralayıp belirginleştiren, birlikte kullanıma açarak
anonimleştirebilen; hayata dönüştürebilendir dil. Etkisini
kaybederek ucuzlaşsa da; ortak ve bireysel hayatlarımızı kendi
üzerinden kavramlaştırabilen ve var edebilen büyü aracı
hala... İnsanlarımızı oluşturduğu ortada… Kendi kültür dili ile
düşünmek; kendinle ve çevresiyle iletişim kurma hakkı nefes almak
gibi; tartışmasız bir hak.
Halkların kendi ilişkilerini yürütmede; “akıl ve sebep sonuç
ilişkilerini” yürütmeden, dil ötesi büyülü bir sağduyuya
sahip olduklarını biliyoruz...
Ne yapılabilir
Dil sembolü üzerinden yürütülen çatışma ve
yabancılaştırmaların; dışlayıcı siyasi bloklar ile, etnik dokuları
ayrıştırarak örgütlemesi; küresel baskı dengeleri ile ve öneminde
düşünülmeli; siyasi sorumlulukları sergilenmelidir.
Bölge halkı, demokratik kitle örgütleri; yaşayan gerçek
ve önceliklerini (ekonomik, sosyal, sağlık, kültürel) talep etmeli
ve temsil hakkını kullanmalıdır. Bu tabanlı ve çaplı ulusal
takvimin, ülke geleneklerini, dengelerini oluşturması ve
zorlamasında bir sorun yoktur… Risk, küresel takvim ve ona bağlı
seyir defterine eklenme dayatmaları ile ilgilidir…
Demokratik taleplerin siyaset üzerinden biçimlenmesi ve
takvimlenmesi; “olgun toplumsal seslerle” dengelenerek
yürütülmesi; bilinçlenen ve aydınlanan toplumlar çağı süreci içinde
evrensel kültürü geliştiricidir. Kuşkusuz bu durum “ulusal egemenlik
ve bağımsızlık” enerjimizi gözetecek; bunu çok önemli bir değer ve
süreç olarak öngörecektir…
Türkiye coğrafyasına, küresel gömlek giydirme istemi, bölge
halkının bölünme ve dönüştürülmesi; dışarıdan egemenliğe gönüllü
olan ”demokratlaşma arzusu”, bir teslimiyet çizgisi ile,
"tarihin tanıklığında" yan yana durmaktadır..
Siyaset enerjisinin bu yoldaki ulusal bağımsızlık için gösterdiği
görülür karşı duruşlar, cesaret verici olmalıdır. Tümdengelen
baskın şablonunun parçası olarak; tüm olasılıkları ölçümlenmiş,
hesaplanmış; dayatılmak ve yaratılmak istenen ortamı halklarımızın
yurttaşlık, sağduyu ve kardeşlik duyguları ile aşacağız…
24
Aralık.2010 |