Eleştirilen eleştiri... 
 
                                      

15 km. yürüyerek valilik önünde kar kış, çoluk çocuk ampuller kırarak elektrik sorunlarını dile getiriyor köy halkı. Kameralı performanslar, canlandırmalar,  şovlar; haberlerin rutinleri... Geleceği etkileme ve üretme iddialı yeni ve eğlendirici formatlar.

Belleklere dolan bu acıların  yaşam gerçeklerimiz üzerindeki etkisi nedir. Iraktaki ölü bedenler yanına; hoş geldi sefalar getirdiler.

 

Ekranlarda ve elektronik ortamlarda bu etkin "performanslar"; diğer "iletişim tasarımlarının" pabucunu dama atar; etkilerini sıfırlar zaman içinde. Eski format içerikleri anlayamaz;  ilişki kuramaz, acı duymayız acılarından... Ve tüm acılardan da kurtulmuş olur insan.
"
Hakikat ile bildirişimi" arasındaki ilişkisizlik sınırları budur! Ateşin düştüğü yeri yaktığı. Derdi olan, kendini eğlenceli hale getirerek; trajikomik olur gönül rahatlığı ile. Bu döngüdeki edilgin rolü istemese de kabul ettirir insana ve buna mecburdur kulaksız bir toplum...

Olumsuzluk süresiz besletmez kendini. "Umutlu" ve pozitif düşünmek olmazsa olmazdır.  Kendini kandırmak “Acı içinde kalmamak” tır ve bu "sürekli acı" uyarıları içinde hissizleşerek insan kendini korur.

Tasarlanmasına bir şekilde katıldıklarımız, yeniden içimizde üretiliyor. Siyaset kurumu;   fikir ve seslerin gücünü, enerjilerini kullanmaya isteksiz görünüyor.  Haksızlığa uğramışlık maskeleri bilinçaltı sığınaklarımızdan merhamet dilenerek oy bekliyor… Fikirlerin saygı duyulduğu toplumun inşa edilmesi yerine; egemen kod; itaat, hakaret ve acınmalı kültür ile zıvanadan çıkmış bir ortam…  
Uzun eşekler, jaguarlı cumhurlu müsamere toplantılar,  Papandreu’lu Erzurumlar, tutuklular, ölüler, ampuller, protestolar… Protestolar... Tv karşısındaki gerçekliğin trajikomik yansımalarında zincirliyiz.
Elektronik kelepçenin yapamayacağı gönüllülükte eğlenceli ve umutlu bir mahkumiyet bu.
 
Kutulardaki hayatlar
Gerçekten insanı ilgilendiren haberler mi karşımızda. Hangileri  bizi özgürleştirebilir;  ayağa kaldırabilir. Hangi haberler; iş, aş ve özgürlük arayışlarımızı dışlamaz ve  görünür yollar önerir, gösterir. Osman Altuğ Hoca’nın, “
üçkağıt ekonomisini halkının yüreğinde yabancılaştıran çığlıklarından kaç tane duyabilirsiniz tv. Lerden.

Yerel insan ve kültürü kısırlaştırılarak; küresel bantta “insan ürün” hazırlanmaktadır.   Tüm uluslar kendi yurttaşlarını tek tek yakalıyor kısırlaştırıyor, düşünmeme duvarları örüyor; içine atıyor. AB şablonlu modernleşme; baskılıyor, ötekileştiriyor da…   Ulusal duygulu "
yerel"askerlik tarihe gömülürken; kartel ve tröstler için varedilecek maaşlı "profesyonel asker" ile yüzleşiyor, dönüştürülüyor dünya  
İnsanın tüm bildiği duygusal ve değersel çıkış noktaları kapatılmak isteniyor. Tüm bunları kim, ne için düşünür; yapabilir. Uçurumdan yuvarlanmadan, yönetim direksiyonunda olduğunu hissedeceğiz halkların. 
Halkların belirleyici seslerini giderek duyacaktır dünya

Gerçekte kişisel, kurumsal çıkar noktaları talepleri ortak noktaları neler olabilir; ne istemektedir halklar. Bireysel ve toplumsal örgütlenme ve haklarını ulusal bütünlüğe katabileceği ve korunabileceği siyasi hizmetliler ister..
Ancak küresel sermayenin istediği, dünya halklarını her türlü sömürmek; soymak ve kontrol etmek. Kendilerini güçlü kılabilecek esneklikte dünya ve insanı istediği gibi biçimlendirmek; koşulsuz doğayı ve insanı yeniden üretmek ve oluşturmak...
Üniversite öğrencilerinin gördüğü çıplak kral budur!
 
İnsanın toplumsal taleplerini yaşama katacak uygar yol ve  işaret levhalarının benimsenmesi; farklı talepli “
toplumsal yürütmeyi yönetebilmek” ile olur.
Ulusların siyasetleri, “muhalif güç” ile güçlenebilir. Uluslar arası “egemenlik ve bağımsız” ilişkilerindeki güce bu güç ile sahip olabilir. Başka bir yol
sömürgecilerle işbirliği olur.
Tarihin konusu, halkların özgürlük arayışları mücadeleleridir ve bu mücadele üzerinden sürecektir.
 
Dünya stratejisine yön verenler; dünya canlılığını, hava ve suyu tehdit etmektedir. Halkların bu duruma tepkilerini ve dirençlerini kırmak;  “üretme ve paylaşma” gerçekliğine yabancılaştırılarak “tüketim ve konfor” psikolojisi talebiyle sağlanmaktadır.
Halkların tepkisini, direncini belirteceği araçların bloklanması;  şov’lar; filmler, reklamlı, haberli, liberal pazar, kültür ve sanat bombardımanlı gazinolara dönüşen bir dünya.  İnsanın ihtiyaçları üzerinden kendini vurması, dönüşmesi; bir şekilde sağlanmıştır.

Örgütsüzlük ve  umut
Buradaki temel mesele küresel boyutlu bir gündem ve güç talebinin, yereli dönüştürmeyi kullanmak istemesidir.. Umut ise;  toplumsal taleplerin tayin edici olmasının başarılmasıdır.

Küreselleşme olgusu her şeyi çözen  sihirli değnek değerler olarak vaaz ediyor kendini… Yereli kavramayı, yerelde olup biteni anlamayı engellediği gizleniyor. Her şeyi bilen oluyor. Eğer küresel her şeyi belirliyorsa yereli de belirliyor ve o zaman yerelde ne olup bittiğini anlamak, onun üstünde düşünmek gündem dışı kalıyor. Bu durum yerelle uğraşanlar için her şeyi küresele havale edip kurtulmak gibi bir sonuç çıkarabiliyor.
Bu düşünceyi ve özgür düşünmeyi engelleyen tehlikeli bir durum. Oysa dünya yalnız küreselleşmiyor, yerelleşiyor da. Eşzamanlı bir olgudur bu.
 
Tüm canlılar gibi insan da, bir ortamda yetişir.  
Halkımızın; yerel gücüyle örgütlenerek hayata katılması dışında başka bir yolu yok. Bu tarihsel yoldur. Neredeyse neden tüm iktidarlar bu yolun karşısındadır diye sormak; sömürü tipi ilişki  bağlarını görmek için iyi bir sorudur.   
Seçime doğru yoğunlaşacak tüm mücadele süreçlerinde seslerimizi duyabilmek umuduyla.

 
 
Ortaya çıkan soru şu: Küreselleşen  dünyada yereli nasıl  düşünebiliriz?   Eğer böyle bir kavramsallaştırma çerçeveniz yoksa, küreselleşme söyleminin baskınlığı altında umutsuz bir yerel kalır.
Prof. Dr. İlhan Tekeli 16.3.2005      Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler

 


                      



08 ocak.2011