Anlama ya da farkındalık;
aklın göstergelenmesidir. Diğer tüm akıl nedenlerine eklenebilmesi; eleştiri
ortamındaki cazibesi,
saçmalık ve
olasılık
taşımasıdır...
Önemli olan tüm bu kavram ve değerlerin; ölçülebilir referanslarla
birbirlerine bağlanabiliyor;
şifreleniyor olabilmesidir. Bu seviyede akıl/değer yüklü bir
ortam; yaşanabilir olacaklara anlam kazandırır ve bizler sosyal
figür
nesneler olmayı hak ederiz...

Yaşayacak ve olacaklarımız
bu şekilde erişkin meşruiyet kazanırken; tüm olanlar; büyüsü alınmış bir
dil aracı üzerinde işler, anonimleşir.
Bu maceranın ,
sosyal gerçek
üzerindeki
maddileştirilmiş
sloganı "Aklın yolu birdir".
Merkezdeki bu aklın, duyguları dengeleyerek
yaşama tescil ettiği sahicilik kontrolü; konforlu
tüketim etkisindeki
psikolojilerimiz ve
bilinçaltı
katmanlarımızın;
"Rasyonel olana
itaat"
otomatiğidir.
Bu durum, davranışlarımıza
yön gösterir, yol verir;
bizi
yönetir.
Bizler gerçek değerleri ellerinden alınmış;
dayatılmış
şeyleri seçebilen kitlesel karakterleriz. Cazibe ve tutsaklık üretici
güç merkezleri
altındaki bu
baskılanmışlıklar sürekli üzerimizde işletilir ve işletiriz.
Tüm ruhlarımız
ve inançlarımızın "bu
kendi çaba ve isteklerimizle" tektipleşmesi bir "insanlık suçu"
sayılmaz. Kamusal kaliteyi piyasa kontrol eder ve şükür ki
teröristlerin elinde değildir..
Tanrılar katili bu akıl;
insanımızı özgürleştirmez, mutlu etmez; genetik
kodlarıyla oynar/bozar.
Bu durumda evrensel bütünlüğü ve kozmosa açık
yüzünü temsil eden bu bütünleştirici tanrı yoksunu insan hangi yöne
yürüyecek.
Belki kitlesel
bilinçaltı odağımıza, küresel ısınma merkezli korunma duyguları ile, korkutucu/bütünleştirici
yeni bir tanrı kavramı;
bir akıl/doğa
kaydırılmaktadır. Ve Filistin, Irak, Afganistan, bu legoda
bulmakta olduklarımız...
18 kasım 2009