|
Deniz feneri, İstanbul / Essen / Pecs
2010
Avrupa
kültür başkentleri, tekel işçileri, balyoz iddiaları, kampanyalar...
Küçük hayatlardan; küresel düzen oluşumuna nasıl kırpıştık anlamak
istedim.
Dışardan vesayetli, içerde kahraman;
bu yoğun çatışma, kamplaşma ve yabancılaşmaya merakım;
"ne yönlü bir şeye dönüştürüldüğüm".
Asker demokrat olur mu, olmaz mı.
Liberaller, bu soruya biraz da kibirle yanıt arıyor. Emekli olmuş
koca koca generalleri tv lerde karşılarına almışlar; hop oturup hop
kaldırarak sınava çekiyor; fırçalıyorlar...
"Askerlik kurumu" tarihsel olarak; "ölsün, öldürsünün kurumu".
Demokrat olmanın değil!Toplumsal süreçlerde; (klan, aşiret,
ümmet, ulus, milletler topluluğu); insan yığınlarındaki benzer ve
farklılıkların güç kullanımı ile korunması yaşamsal öncelikli
belirleyici olmuştur... Denge ararken yakınlaşan, ötekileşen, tehdit
algılı çatışan, yabancılaşan ilişki ve beklentiler; diplomasi
yürümediğinde güç devrede olur. Savaşların tümü budur.
Sömürgeleştirme amaçlı savaşlar ile halkların özgürlük savaşları
farklı beklenti ve arayışlı olsa da benzer askeri savaş düzenli
örgütlenir çatışırlar... Dış tehditle savaşır ve iç düzende güçlü,
koruyucu etkiyi yaratmak ister (sıkıyönetim, darbe v.s.)...
Bugünün söylemi olan: "kahraman demokrat üslupların" uluslararası
boyutu; arka nedenleri neler olabilir... Olgular; iç/dış tarihsel,
bölgesel; sosyal, siyasal ve ekonomik takvimleri ve
"güvenliklerinden" soyutlanarak gerçeklik yanılsamasına sokuluyor.
Liberal demokrat ellerde pişirilen bu "özgür" meta menüler tv lerden
KDV si hayatlarımız bedelli servisleniyor...
Siyaset kurum ve gündemi; "sosyal dirençleri" nereye yönlendirmekte
ve ne beklemektedirler ortamdan. Ülkemiz menfaatlerine; tüm
yurttaşlar ve her kesim katılıyor, uzlaşmaya gereken özen
gösteriliyor; yürütme de bu işlevdeki önemli sorumlulukları
bilincinde ise tamam o zaman... Darbelerden canı yanmayan yok. Bu
cürüm öncelikli gerilimli ortam ile olsa da; kültür ve kurumlarımızı
olgunlaştırabilecek olacaksak neden olmasın... Bu basitlikte
çözülememesi; biz bize olamamamız sorusu da; hangi güç
çatışmalarının bizi malzeme depolarına yerleştirmek istediği ve
bunun çözümlemeleridir...
Gündemde ve zihinlerimizde olma bedellerini tekel işçileri
bedenleri ile ödemektedirler. Zihinlerimizin diğer taraflarına
yerleşip cirit atan bataklık farelerini nasıl kovabiliriz...
Öfkeli ve meraklı seyir nesneleri olmanın ötesinde bir durumu
gerektirir bu. Sürdürülebilir çelişkilerimiz, toplumun tüm
kesimlerince birlikte değerlendirilemiyor; çözüme katılım ve
denetimin enaz seviyede olduğu durumlarda ne yapmalı.
Temel soru; Türkiye'de, uygulamaya şimdi koyulabilir askeri bir
darbe tehditi olup olmadığı tabii... Eğer yok ise; toplumsal
önceliklerimizi kurgulayan, manuple eden manevralar; hangi nedenden
ve nasıl değiştirilmek isteniyor buna bakmak gerekir. Sorunun
siyasi tarafında; muhalefet, hukuk ve demokratik kitle örgütleri
yapacaklarını yapılabilmekte midirler. Sistem, demokratik
kurumlarınca kendini onarabiliyor mu...
Ötekini dikkate almadan; kendi siyasi gündem ve ölçüsü
üstünlüğünde; "sürüklerce" yönetimli çözüm arayışları; temsil ve
ifadede sınırlı olan kesimleri duymaz, gözetmez ve korumaz ise ortam
demokratik de olmaz... Bu anlamıyla zemini kısırlaştıran, çivisini
çıkaran; süreci yöneten zihniyetin değişmesi önemlidir...
Siyasetin gerçekte "sosyal barış ve adalet anlamında" tek bir "doğru
ve iyi" boyutunun olmayacağı açık. Yapılan tüm bu sosyal işlerin,
toplumumuzun her kesimi için eşitliği gözeten; özgürlükleri, kişisel
gelişmeleri ve mutlu olmayı; dünyada barış ve kardeşlik vaadiyle
yola çıkmış tüm sistemlerin hakemleri olan halklar için önemi
tartışılamaz. Görevimizin bununla sınırlı olması; sistemin
süreçlerinde aktif çalışamıyor, katılamıyor ve denetleyemiyor
olmamız en önemli sorun tabii... Ve bizler, duygusal kanaatlerimizi
etkileyen bu proje vitrinlerine odaklanarak; "bizleri
ayarlayanların" taraftarı, müridleri ya da karşı taraftarlarına,
dönüşmemeliyiz...
Siyasal bir proje; ya "sosyal devlet"e karşıdır, ya da "küresel
sermaye" ye. Ya özgür ve yaratıcı üretkenliği destekler, ya da
ülkesinin kaynaklarını babalar gibi satar.
Ya dünya pazarlarına ulaşmanın önünü açar, ya da uyumsuzluğu eline
yüzüne bulaştırır. Çağın koşullarında bağımsız politikalar
üretilemiyor edebiyatı toplumunun önünü karartmak için bir neden
olamaz. Temsil ettiği finansın ve seçmen grubunun çıkarlarını bu
verili güce eklemleyerek otoriteye boyun eğmeyi "hayatın zorunlu
akışı"; "kendiliğindenliği" olarak yaşayabilir ve dayatabilir... Ya
da bunu yapamaz ve ülkesinin tüm sosyal farklılık ve çatışması
verimli gelişmelerini sağlayacak ortamlarının, demokrat gücü
inşasının önünü açar ve ulusal bağımsız verimlilik ve gelişmeyi
destekler. Bu nevi bir siyasal projeyi oluşturacak olan da:
toplumdaki tüm demokratik kurumların; özgürlüklerini aktif araması
ve özgürlük dayanışmalarını desteklemelerini sergilemeleri ve
siyasetten de bunun ortamını talep etmeleri gerekir.
Bizler arka planı saydam, anlaşılır ve demokratik olmayan seçim
projeleri nesnelerine indirgenemeyiz. Bu kalitede siyaset proje ve
kurumsallaşmasını ve siyasetçilerini talep etmeliyiz... Ortaya
konan ve insanı ve gerçeğini manuple eden tüm "boks ringine
odaklanmış taraftarlarına dönüştürüldüğümüz şeyler" meraklarımızı
kuşatarak yönetmemeli. Kavramsal kirleri ile tepelerimizde
dolaşmasına izin vermemeli; bunun için yürütmeyi uyararak,
baskılayarak; denetleyerek talep etmeliyiz...
Tv camından askerler sicilleriyle topa tutuluyor. Tetikte
bekledikleri; darbe için can attıkları suratlarına kahraman bir
şiddetle haykırılıyor. Liberaller onların maskelerini çekip
kazırcasına alıyorlar suratlardan... Oysa, darbe zamanlarında bu
antrepologlar; ayakta koro halinde alkışlarlardı askerleri ...
(Elektronik ortamlarda seslerini duyabilirsiniz) Bu şu demek oluyor;
doğru soru: Gerçekten darbe olacağını kestirenler, bu lafları
edebilir miydiler...
İnanç dolu enerjilerini açıklayacak iki şey var; bastırılmış
tepkileri ile sistemden edindikleri ve bekledikleri paylar...
Askerin demokratik toplumlardaki kurumsal sahası, olması gereken
yukarıda anlattığımız yeridir. Siyasi varyete, haklılık paylarına
sahip olsa dahi; sergilenen "Kötü devlet adamlığı" dır...
Ülkemizde son darbe 30 yıl önce olmuş, 90 lı yıllarda dünyada
şartlar, algılar değişmiş, değiştirilmiştir...
ABD nin model toplum vesayeti ile AKP sinerjisinin yaratıcılığı
içindeki bir koridora sıkıştırılmış, bekletiliyor toplumumuz...
Adları ne olursa olsun küresel planların; demokratikleşmek için
yapılmadığını tüm halklar biliyor... Postmodern kokular altında,
ulusumuzun kurumları demokratikleşmiyor, demokratlaşmıyor... Tüm
etkilere, olasılıklara, dirençlere; plan ve sürprizlere açık iken,
savunma kurumlarımız yıpratılıyor...
Dış politikada; Pilotsuz İsrail uçaklarıyla, Davos semalarında
gösteri uçuşları yapan bir figür nasıl anlaşılmalıdır.
Batı medeniyeti karşısında sömürülmüş, dışlanmış ve ezilmiş,
"mağdur edilmiş" doğulu halklara süper ego olmak;
Salvador
Dali fırçasından çıkmış gerçeküstü bir kimliğe benziyor...
Modern dünyanın yel değirmenlerine saldırıyor görüntüsü; kendi
yoksul sınıflarına ilgisizliği, tekel işçilerini 1,5 aydır
algılayamıyor olması nasıl açıklanmalıdır. Oğul gemi tacirliği,
damat, 750 milyon $ devlet kredi desteği ile basın patronluğuna
yollanırken; analarını alıp gidemeyenlerle, "kasa soyguncusu" tekel
işçisine karşı "temsil ettiği zihniyet ve siyasetin" sosyal devleti
koruma mücadelesini verdiğine inanılması bekleniyor...
Doğulu bir atasözü "Yaşamım ibadetimdir" der...
Süregen durumun en pozitif ölçüleri; yaşadığımız yönetişim ile
nasıl bir uzlaşıya dönüştürebilir toplumumuzu... Düşünelim.
Otokontrolü huzuruyla yaşayan bir ümmet... Teba olmayı sindirmiş,
mutlu cemaat... Modern dünyaya ilkesiz ve ulusal onuru savunmadan
eklemlenmek nasıl olur. Özgürlük algıları modern dünya ölçü ve
sorunlarına ait bir kimlik edinemeden; peşine düşerek teba olarak
tabii. Bireyin örgütlü toplumcu gözünü kör eden, açgözlü egolarına
tanrısal anlamlar yükleyen böyle bir Hanedan Model toplum uzlaşması
iyi bir seçenek olabilir mi..
Suudi kral ile, ABD başkanlarının tüm hücreleriyle elele
tutuşlarını tv'lerde seyrederken, neredeyse dudaktan öpüşeceklerini
sanmışımdır hep...
Benim eşcinsel bilinçaltı ve psikolojimi sorgulatsa da bu durum
gördüklerimizi açıklayamaz. Tutkulu, görkemli dostluklarını kimse
yadsıyamaz...
Din ve cinsiyet ayrımı gözetmeyen aşk; benim psikolojimle
açıklanabilecek bir şey değildir...
Bu tabloda şekillenen büyük resme; birilerinin kafalarındaki
Türkiyeyi eklediğinizde, onursuz emperyalist yeni dünya düzeninin
parçaları biraz daha şekillenmiş olur...
İç/dış sürdürülebilir toplumsal güvenliğinizin olmazsa olmazının
askeri güç olduğunu anlamak için; Filistin ve Rusya örnekli iki uca
bakabilirsiniz...
Birleşmiş Milletler, uluslararası toplum, sivil destek zırvaları
sistemlerdeki şiddetin gazını almaya yarar. Sadece bu işe... Bunlar
için üretilir, üremesine izin verilir...
Dünya üzerinde insanlara dair toplumsal bir hayatın varolması;
öncelikle askeri güç ve (Korsan ya da uçak geminizden de işleri
yönetebilirsiniz) seçenek olarak toprağın olması ile
düşünülebilir... Öncelik güvenliktir. Tartışılmaz güçtür. Sivil
maskelenme ve anlaşmalar; askeri harcamaları azaltmak üzere
kurumsallaşır.
2. dünya savaşı sonrası, bu ölçekli savaşı önleme ve uzlaşmayı
kurumsallaştıran tüm uluslararası bürokrasi; bölgesel savaşların
verim ve kontrolüne destek vermiş; bu işi sevenlerce baş tacı
edilmiş, fonlanmış; kontrol edilmiştir...
İnsanı şeyleştirip kontrol eden; mal haline dönüştürme düzenine
dair (modern - ultra modern - postmodern) bir projeniz var ise;
Birleşmiş Melekler üzerinden de, Saddam şeytanı üzerinden de bunu
yapabilirsiniz...
Bu geleneksel kavramları hizmetinde; sürüdeki diğer paydaşlarla
denge kurarak başarılı olabilirsiniz. Pazar koşulu bu. Bu piyasa
meşruiyetini; dünyanın tarihsel egemenlerince sürdürülen "düzenli
bir hayatı yaşama" ihtiyacımızdan kurumsallaştırır... Düzeni kuranın
çaldığı düdük; günümüzde bu ölçümlü halk katliamları
yapabilmektedir. Bu durum
medeniyetin
uzlaştığı, sınırları ve yoğunluğunu kontrol edebildiği bir aşama
olarak görülmekte ve kullanılmaktadır... Buna engel olacak güç
halklardır...
Teknoloji ortamında modernize olamıyor; rekabet edemiyorsanız,
bağımsız olamazsınız.
Satın almayı beklediğiniz, İsrail üretimi pilotsuz keşif uçakları
için sıra beklerken, "ezik egolu" bellediğiniz hedef profiliniz
için, adamların cumhurbaşkanı simgelerini gösteri nesnenize
dönüştürüyorsanız; bu da ne demek oluyor şimdi...
"Ulusal güvenlik ve strateji", "devlet adamlığı" açısından
komiklik yapmaya çalışıyor değilseniz, kafanız karışmıştır...
Dış politika araçlarıyla iç politika malzemesi toplamaya çalışmak
"dış politika" disiplini açısından anlaşılır değildir.
Rovanşını, büyükelçinizin aşağılanması ya da şaka polemikli post
modern espride arayışlar olarak karşınızda bulabilirsiniz..
Aradığınız uca bağlanarak; yeni bir karşı kendinizi üretirsiniz
katmerleyerek tabii...
Yurttaşlar olarak bu yaratıcı espriler ile, uluslararası politikada
"acı duyma ile de olsa" önemsendiğimiz, fark edildiğimiz duygusuyla
mutlu olabiliriz... Ya da pilotsuz uçak teknolojilerine ulaşmak
için böyle bir yolun da denendiğini düşünebiliriz...
Sosyal düzen içinde, "barış ve adalete" dair hangi başlıklara
ihtiyaç duymaktadır yurttaşlarımız...
Ötekinin dili ve dirençleri ile, karşılık beklemeden onu duymaya ve
destek olmaya çalışan bir barış nasıl inşa edilebilir...
Egemen afra tafralarla sürmeyen; pozitif ayrım kültürüyle
dönüştürülebilir mi ve nasıl...
Ulus devletlerin "Birlikler" aşaması olarak ortaya çıkan bir takım
klüplerin, özgürlükler anlamında nasıl bir misyonu olabilir; ileri
bir adım sayılabilir mi bu durum... Mazlum uluslar ve sınıfların
seslerini temsil edebilirler mi... Böyle bir olasılık barındırmakta
mıdırlar, öngörüleri var mıdır. İnsan hakları v.s. ile bu yolda
attıkları adımlar "Afganistan halkının" işine yarayabilir mi ve
yarayacaksa ne zaman ve ne koşullarda... Böyle bir hedefleri var ve
olabilir mi...
Referanslarına bakıldığında; Batı kültürü bunu üretmeyi kendine
tarihsel bir yükümlülük edinmemiştir hiçbir zaman... Böylesi bir
anlayış ve ortamıyla beslenmesi, uyarılması ve tatmini
olanaksızdır. Bu yüksek egolu toplumlar, başka yabancı hayatların
ötekililiklerini ve büyülerini teslim almış, karıştırmış ve
farklılaştırılmış; kendi merkezinde dönüştürmüştür...
İnsan merkezli entegre arayışlar, birey egosunun "evrensele
açılması" ve çok merkezli ayrı yönlerde olmasının; aynı fiziki ortak
dünya ve risklere sahip olma sorumluluğu; gelişmesi için uygun bir
ortam yaratabilecek mi... Gerçek engelleri nelerdir... Kan
dökmeden, kimlik baskıları altında olmadan; akıl / duygu ve
sezgilerinde ifade bulduğu ve temsil edildiği özgür dünya ideali
paylaşılabilir mi...
Yaşadığımız dünyada ulus devletler düzeni dışında kullanılabilecek
özgür yollar ve alanlar henüz yok... Avrupa Birliği lütfu ve
kontrolü altında; eşitsizliğini ve edilgin katılımını kanıksamış
Türkiye insanı da iyi ve özgüre açık bir yol üzerinde değil...
Kendi farkındalık ve arayışında kullandığı oryantal bakış; bu
egemen Avrupalı bakış altında çatallaşmakta; "özgür insan"
görünümünden çıkıp "köle algılanmasını içselleştirmektedir". Bu
duygu altında "iyi ve dost" ilişkiler sürmez. Tüm bu oyunlar AKP
siyasi cazibesinde oynanabilir değildir...

30.ocak.2010
|