|
İstanbul 2010 avrupa kültür başkenti resmi açılışı
Güneşe düşen geçmiş gün kavramlar
Picasso
ve
Rodin
İSTANBUL'DA
Büyüklükleri oranlı "Bütçeleri" yaşadığım şehirde...
Sanat dünyasında
yaygın olan düşünce; sanatın işlevinde; gereğinde ve
üretim süreçlerinde; "Para ve şöhretin" tayin edici olmadığı; olamayacağıdır. Yazıda düşünmeye
çalıştığımız, "Piyasa
ve sanatın" bireysel
öncelikler ve kurumsal arayışlarla; akıl / yarar / hayat
ilişkisindeki
bu tartışılabilir
ölçüleridir.

Para odaklı "Sanatı" üreten; yaptığının ŞEY' leştiğini bilir.
Pazara
sunacağı
siparişinin peşinden bir
meta üretim süreci
yaşar.
Para, zamanın gözdesi, kuşkusuz
vazgeçilmezdir.
Yine de;
Sanat ile
sorunlu iseler burada
aksayan nedir; kimlerdir, ya da sisteme dair nelerden söz etmek gerekir...
"Ya sanat ya para" yol ayrımı nerededir...
Yazıda
çözümlemeye çalıştığımız budur.
Ortamdaki
dirençleri ve yönetim sosyolojisini
anlamak için; oyun
havuzunda kendiliğindenlikli sihir dünyasındaki çocuğa;
oyun
siparişi verme niyetini ve bunun gereğini
kavramak yeterlidir.
Sanatçının gerçekte nasıl bir
düş/tasarım/yaratı
süreci içinde olabileceğini
bu örnekle düşünebiliriz...
Kumdan sihirli kule oyununun ele geçirilerek(!)
birilerine
"sunulması" nasıl anlaşılmalıdır...
Sanatın metaya
dönüşümünden beslenen sanat
züppeleri (!) ve tüketicileri gelir kum havuzunu doldurur; içine sıçarlar...
Durum aslında hiç masum değildir...
Ortamı yönetme iddiasında olanlar; bilinç altını rafineleştirerek,
koşullandırılmış davranış kalıpları; "özgür"(!) dünyalar;
yaratır, yönetirler...
Bu şekilde yüklenmiş ve vitrinlenmiş ortam, metalaşmış her türden
insan ilişkisi ve alışverişini sağlar.
Sanat burada bir meta ürün olarak; hizmet ve marka alışveriş ortamlarına "kıyak"
yapmakla sınırlandırılır...
Kıyakçı sanat; demokratiktir, meşrudur ve sosyal sorumluluk duyguları
maksimalize edilerek, sanat sergilerini moda isterisine dönüştüren çok
uluslu şirketler ambiansıdır.
Picasso'dan etkilenirim... Rodin'i severim... Bu tür yaratılı ortamlarda
alışkanlıklarımı gözden geçiriyor; değişiyorum...
Üzüm yemek yerine bağcıya odaklanmam gerektiğini anlıyorum...
Yaptığım işte bu...
Küresel tacirler sanatı sadece sunmuyor; ölü tanılarına, canlı organ
nakli yapmaya çalışıyorlar...
Ortamı ruhsuzlaştırarak; şeylerini sonsuza kadar mutlu
yanılsamalarla tükettirip, kıçlarını temizledikleri kitleler ve bağımlı
ilişkiler yaratıyorlar...
Tacir işi... Varlık oyunları bu...
Eklemlenmeye çalıştıkları egemenlik öyküleri, tarihsel sorumlulukları... 
Irak'ın parçalanan gövdesinde dünya kamuoyuna karşı sürdürülen
ganimet yağmalamasındaki
gösteriyal
mantık,
medyatik ortam ve
estetik tepki(!) bu benzeri
profilli yönetim
ve yaşam alanları buluyor, kullanıyor!.. Aynı irade her yer ve şekilde dünya
halklarına karşı sürüyor(!)...
Yaşadığımız böyle bir zaman...
06.07.2006
|
|
|
|

|
|