Bugün 1 mayıs 2010. Tüm emekçiler dayanışma ve direnişlerine saygıyla...
Küresele Karşı, Evrensel

   Sermaye düzeninin küresel yıkıcılığını etkisiz kılacak yeni arayışlar; alternatif barış oluşumlarını da koşulluyor...
 

Tükettiğimiz ölçüde (pozitif) duygu üretebilen sosyallerimizle yüzleşiyoruz... Yabancılaşmış hayatlarımızı; sermaye egemenlerinin kapılarına bağladık… Siyasiler, kitleselimizi yeniden kuşatabilecek küresel düzenlerin yasalarını çıkarma yarışı içindeler... Filmler, tv'ler ve tüm mecralardan edinebildiğimiz oldukça hijyen ürünleşmiş haberlerden, içi boş tektip endüstriyel yaşam hayallerimizi beslemeleri ve eleştirileri ile bizi doğrulamalarını bekliyoruz...
Böylesi yığınlaşmalı kentsoylu kimliklere mahkumuz... Bilinç altlarına yığılanlar, hayatlarımızı yanılsamalar zinciriyle yönetiyor… Değiştirilmesi gereken bizleriz.

Dünyayı nasıl ve ne yöne değiştirmeli…
Tüm kontrol edici, koşullayan ve ele geçiren; yıkıcı, azgın sömüren projelerin yapay kültürleri kuşatması altında dünya.

Evrensel karşı kültür, gerçek kalplerin işbirliği olmadan olmaz...
Dayanışma, paylaşma ve yardımlaşmanın dünyadaki sosyal örgütlenebilir gücü temelinde yeni dünya nasıl kurulabilir.

Gerçekte güçlü olduğumuzu biliyoruz. Yine de; sömürü donanımı ile kuşanmış (Uluslararası örgütleri, ulusal güçleri, askerleri, polisleri, yasaları, ekonomisi, inancı, bilimi, kültürel eğitim kodları ve anayasaları ile) bir avuç küresel sermaye erbabı bizi yönetiyor, kontrol ediyor. Aralarındaki rekabetlerinin çatışma, güç kullanım ve kar aracı olan bizlere yükledikleriyle; yakılan kentler, dağıtılan, parçalanan uluslar, acı çeken, ölen insanlar, aileleri izliyoruz…
Tekniğin konfor dayatmaları altında, hormonlaşıp tıkıştığımız esir kampı hayatlarımıza ”bu eksenli” acıyarak, çaresiz; şans ve umut beklentilerine mahkum olmak zorunda değiliz…
Bizleri tutan nedir…
Tarih boyunca değişen toplumlar ve sınıfların oynadığı oyunun temel dayanağı; “kirli mülkiyet”ler ve tutkularının sağladığı ve salgıladığı egemenliklerden vesayet alan katilleşen gücün, korku salarak ele geçirdiği meşruiyeti olmuştur…
Mülkiyetin bu şekliyle kutsanması; sunduğu ve kazandığı cazibe; mülksüzlerden aldığı genel, özdeşik içselleşmiş denk bir destek(!) ile sağlanmıştır. Orta sınıf bu rasyonel ve inançlı cesaretiyle, bu sermayeci egemen ve katil sınıf kültürünü ve ortamını yeniden üretmeye ölümüne sevdalanmıştır...
2 Dünya savaşıyla yakılıp yıkılmak, hayatın doğası ve güçlerin kaderleriyle çatışarak, gelişerek günümüze ulaşmıştır…

Dünyamızdaki egemen sınıfların ve işbirliklerinin kurdukları ve yönetmek istedikleri sömürü düzenlerinin, kanlı ve vahşet içerikli oyunlarıdır dünyada yaşadıklarımız. 

Mülksüzleşmiş bir yaşamın aldırış etmeyeceği; bozabileceği bir oyun olabilir mi... 
Mülke dair olmayan bir yaşam içinde söndürülebilir dünyanın
 ateşi...   Mülksüz olmanın güveni ve kültürü ile  başarabilir mi bunu insanlık... Farkında olmadığımız bir inanç ve yaşamın sağlayacağı destekten henüz uzağız... 
Mülkiyet gücündeki kanlı bir egemenliği alt edecek olan; insanın kendi mülksüz duygularının gerçeği olabilir mi... Kirlenmeden, köle olmadan yaşayıp ölebilir miyiz insanca!..


Sivil gönüllülüğün; bürokrasiye, hiyerarşiye; periyodik düzenlere ve kuruculara ihtiyacı yok... Varoluşun duygusu bu hareket için yeterlidir...

İstemeden asla aldanmazsınız, aldatamazsınız... Karşınızdaki istemeden onu kandıramazsınız... Kanmış gibi yapılır; yapılabilir… Aldatma miktarının mülkiyet ile ölçülmesi; anlamsız bir değerdir oysa! Bu gerçek bir değermiş gibi yaşanır; yaşatılır... 

Kaybettiğimiz onurlu yaşama sahip çıkmak ve bunu sosyal yaşamdan talep etmemiz gerek.   Ailelerimiz, mahallemiz, kentimiz, ülkemiz ve dünya ölçüsünde bu ortak duygu ve deneyimlerle örgütlenebilir; gelişebilir miyiz… 


Sosyal düzen 
Gelişmiş (!)ülkeler, para ve mülk ile oluşturdukları sömürge tipi medeniyetlerini; işgalleri altındaki ülkeleri; teknik gelişmiş medeniyet, stratejik altyapı kaynak sömürüleri; petrol ve pazar kanlarıyla yıkarlar... Tüm bu sosyal yapıların ürettiği yaşamlar; insan hayatına önem vermezler: onu özgürleştirme amacı gütmez; bunu vaad ederler... 
Büyüler, uyuşturur; dayattığı yaşam tarzına itaat edilmesini sunar ve sağlar.
Yakılan, yıkılan ülkeler;  travma altında olan  yığınlar için; nasıl da duyulmaz çığlıklar  atarız/duyarız...
Bizler, karşı olmamıza rağmen ne kadar çok insan, insan eliyle öldürülürler gözlerimiz önünde... 
Gerekçeleri ne olabilir tüm bu yaşadıklarımızın...  Onların ölme nedenleri bizim hayattan talep ettiklerimizdir… Maalesef… Açık olan budur...

Birleşmiş Milletler, İnsan hakları örgütlerinin yaşanılan tüm bu felaketlerdeki cezb edici, kanat gerici işlevleri; BOP, GOP gizli saklı değil…  Tüm öne sürülen kurumsal uluslararası standartlar verili kanlı düzenleri sürdürmeye yarıyor... Bu medeniyet görünümlü vahşetin kurumları, tüm dünya insanları parlamentolarından, kanaat önderlerinden sözbirliği içinde güven alıyor;  destek istiyorlar; yoğun propagandaları altında pişiriyorlar halkları... Bu çirkin oyun içinde debelenmekte ve çaresiz bırakılmak istenmekte insanlık… Sermaye gücü ile sürdürülen bu yıkım  borusu sürgit ötsün isteniyor; sağlanmaya çalışılıyor… 


Burjuva demokrasisi… 
Konfor vaad eden, bir yıkım demokrasisidir bu oynanan… Yıkılacak yeri ve şiddetini ölçebilen, kontrol edebilen; karar verebilen… Karşıt düşünceler yelpazesiyle kendi şablonunu “medeniyet” diye sunan ve bunu yutturan  insanlığa küresel bir organizasyon. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü; 
hangi sınıf üstünlüğü adına yapıldığı ortadadır... Kirli amaç ve yöntemleri; hergün bilinçaltlarımıza bir şekilde konfor içinde akıtan bu servisleri kendi  hayallerimizle desteklemekteyiz... 
Bu küresel ortamda etkilenen, yaşayan ve baskılanan kitleler; asalaklar dünyasındaki cazibeli yaşamın pençesindedir…

Evrensel değer söylemleri; ahlaksız ve kitlesel cinayetler işlemekte olanlara serbestlik sağlıyor ve onlar bunu istiyor; memnuniyetle yönetiyorlar...  



Çevremiz ve bizler…

Tüm bu olanlara karşı bizler çevremizde ve tüm dünyada; sağlık, hukuk, barınma, beslenme ve eğitimde güçlü dayanışmalar nasıl sağlayabiliriz.  
“Bütçe/ maaş” piyasası zincirlerine bağlı, tutuklu kalmadan...

Verili sistemlerin; piyasa kurum ve ilişkilerinin eklentisi olmayan; yörüngesine girmeyen; bağımsız işleyen; mikro ölçekli çözümleri nasıl üretebiliriz…  Bunu en az para konusu edip, enaz bütçelerle nasıl yapabiliriz... 

Bu faşist örgütler elemanı olmadan, onlara ilavelenmeden; sivil iç huzur, güven ve desteği nasıl paylaşabiliriz birbirimizle…

Bunu yapabiliriz... İhtiyacı olana ihtiyacı olduğu kadarını bulup, oluşturabiliriz… Pazar kurumu araçlarından bağımsız;  gönüllü destekleyebiliriz birbirimizi... 

Arkasında sponsor olmadan. Reklam vereni olmadan yapabiliriz… Mal dünyasının saldırısından koruyabiliriz bilinçaltlarımız, hayallerimiz ve duygularımızı, değerlerimizi… 
Sosyal sorumluluk ambalajlı ortaklıklarla sulandırılmamış, vitrin ürünü olmayan bir yaşamla dünyamıza dair yeni şeyler söyleyebiliriz... 
Bunun için sermaye merkezlerine ihtiyacımız yok... Semtimize yeterli periyotlarla doktor, avukat, felsefeci, sanatçı sivil gönüllüler bulabilir, çağırabiliriz... 
İnsan insana bütçenin ne kadar az olacağını görebilir, yaşayabiliriz...  

Bankalar ve resmi dairelerin, alışveriş merkezlerinin bulunmadığı ortamlarda sosyalliğimizi ve birlikteliğimizi var ederek, yeniden şekillendirebiliriz... 
Bunu yapalım. Tatile çıkalım… Birbirimizi destekleyelim…
Doğada, çadırda, bisiklet sırtında, bahçecilik ve balıkçılıkla kampüs hayatlarına çevirebiliriz çevremizi ve hayatımızı... Mülksüz olmanın onuru ve gücü ile, bunu hissederek dünyaya yeniden bakalım… 

Bu gücü birlikte duyabiliriz...

Devlet kurumlarında duran eski sistemler hakkımız sosyal haklarımız; tabi ki hak... Burada söylenmeye çalışılan; konforun ve koruyucu geçinen sosyal dayatmaların güdümlü koruyuculuğunda edilgin olmamaktır. 
Bireyin aktif kuruculuğundaki gücü ve güveni merkeze alan oluşumu hayata geçirmek; bu güç ile donanmaktır insanlaşmak... 
Sahici, bağımsız ve dünyalı... 

Demokratlar, aydınlar, sosyalistler, sanatçılar, anarşistler, yurtseverler, humanistler, bilim insanları, akademisyenler; insanlığımızın bunu hak ettiğini biliyor... 

Hastalıklar  ve çaresiz hastalarımızı kucaklayabiliriz. 
Erken yaş dönem çocuklarımızın bağımsız hayal kurmalarını destekleyebiliriz... Yurtsever, insan sever pedagog ve sosyologlar "iş zamanı" dışında "bağımsız" projelerinizi hayata geçirmek için beklemeniz gerekmez... Sanatçı dostlar; yazarlar, çizerler, yontucular, gösteri sanatçıları, küçük el zenaatçileri...  Toplumdan görev almayı bekliyorduk çok uzun zamanlardır; işte!..
  Üretin bu yeni hayatı ve yeni özgürlüklerinizi... 
 Bu toplumsal yapı oluşumu ile; "Bağımsız", "bedelsiz" heyecanı ve çalışmanızı hayata katarak çocukca oyununuzu inşa edebilirsiniz...    Daha ne beklemeliyiz...

Çocuklar ve gençlerimiz; toplum üretimine dahil olma korkuları; şaşkınlık, belirsizlik ve çaresizlik içindeler… Teknoloji çöplüğündeki karşı doğa artıkları olma heyecanı dışında ulaşabilecekleri sosyalleşme şansları yok... Kendi gerçek hayatlarına ulaşabilecekleri bir yolları da... Bu ortam sağlanmalı... Onların barış içinde, korkusuz yaşayabileceği hayatlarını ve sonsuz insan hayallerini özgür bırakmalıyız. Yangın yerlerine çevirmeden... Bunun için gelmediler dünyaya…

Yaşadığımız ve öğrendiğimiz deneyimlerimizi  tüm alanlarda paylaşmalı; yeni kültürümüzü kurmalıyız...
 

Duygularımızdan başka neye güvenebiliriz…  
Bozulmamış, kaybolmamış; yabancılaşmamış kendi kalplerimiz ve duygularımıza ihtiyacımız var...  Bu  güvenli bozulmamış tanıdık sese... Sezgilerimize ihtiyacımız var...   Pozitif gerçekliğimiz ve gücümüze... Kişisel gelişmelerimizi sürdürmeli;  kendimizi engellememeliyiz... Öteki sesleri duymayı ve onlarla özgürce ve eşitçe çatışabilme derinliklerini öğrenmeliyiz... Bu tek tipleşme pazarından kurtulmalıyız;  otorite olmak ya da itaat etme gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmamalıyız... Yeni kültür çok sesli, çok merkezli farklılıklarıyla çatışmayı verimleştirerek var olmayı bilmek; öğrenmek zorundadır...
 
Kapital merkezli baskın bir emperyalist çevre ve kültür, tüm sistemleri ile insanın kişisel deneyimlerinin içine korku olarak dolar. Bu çatışmalar arasında; kalbinin ölmeden söndüğünü görür her insan ve bilir… 


Yardımlaşma kutsaldır ve onurlu bir haktır.

Karşılıksız paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma… 
İnsan, olabileceği gibi olana destek verirken; kendisine de bu desteği arar… Karşısındakini yaratır; onunla yaratılır...  Kendi parçaları ve karşıtlarını ötekinde arar;  bulmakta oldukları ile bildiği kendi olur... 
 

Mülksüzlük...
İnsanın meta algılanmadığı... İnsan insana paylaşılan bir yaşam.

 


 

Küresel karşıtı Hareketin temel ölçü ve hedefi; mülkiyetin gerekli olmadığı dünyayı kurabilmektir. 

Ötekinden yansıyan gücün ve güvenin, insanın varlığında ve yaşamın ritüelindeki haklı yerini bulmasıdır istenen.

Küresel karşıtı Hareket; İstanbul merkezli başlayıp dünyadaki çoklu kültür ortamlarında çeşitlenerek; duygu ve düşünce üst kültür oluşumlarına dönüşmesi ve verimli işbirlikleri zaman içinde desteklenecektir.

Küresel karşıtı Hareketin provake edilmeye, manuplasyona karşı mücadele gücü yüksektir ve bu güce sahiptir. Yeni araçlarını da üretecektir. 

Küresel karşıtı Hareket kişisel çıkar gütmez. Barışın dünyasına dairdir.  İnsan kalbinin yönettiği ve yönetebileceği bir harekettir. Mülkiyet ve egemenliğe bağlı olmayan ölçüsünü aşacak hiç bir güç yoktur. İnsan bu yolda barışa dair bir gelecek kurabilir.

Küresel karşıtı Hareket; dünyanın şiddet ve korkuyla yönetilen paylaşımındaki tüm çarpık beklentilere, varoluşun çıplak bedeniyle karşı duracaktır. 

Küresel karşıtı Hareket uluslararası toplantılara bildirimler sunacaktır. 

 
Yazılarınızı bekliyoruz.    



 

 

25.Kasım.2010