"Özdeş algı" ve kimlik...
 
                                      

Anlamaya  hangi “anlamlar” yüklenebilir.

İletişimdeki koşulların, anlama eylemi üzerindeki etkileri nelerdir.
Bu durum hangi ortamlarda bir egemenlik haline dönüşerek; gönüllü "itaat" bekler / ister...

Anlama eylemine, duygusal ve büyüsel odaklanmak; “aşk", ya da "nefret" ilişki tehlikeleri içerebilir mi.

Diğer yanıyla ; “ateş düştüğü yeri yakar”, ya da "ölenle ölünmez" ile dile gelen; “anlamazlık” sınırları nerededir …

Anlamadaki ideolojik gruplaşmanın arkaplanı; taraf olmanın yaşama tutunma meşruiyeti; hak, hedef, inanç , adalet ve çatışma yönetimi açısından  belirleyici olabilmekte.
Bireysel dokunma algısı; "Öteki" ile duygu yollu empati kurma; bir "denkleme" olarak; karşınızdakinin yerine kendinizi koymaya çalışma tasarımıdır.  Bu durum ideolojik kaygıların ötesine geçebilmektedir.

Modern dünya politikaları, "Evrensel hukuk ve insan hakları" ölçülü, farklılıkların iyileştirilerek ortak değerlerle aşılabildiği;  "yaşatma ve yaşama iddialı" politikaları sergiler.
Bireylerin özgür iradeleri düşünüldüğünde, onları baskılayan "sosyal" şartlar; "grup ve ideolojik" iddialar tartışılabilir değerlerdir.  Toplumsal yapı değişimini bireyin lehine sınırlayan, koşullayan; mülkiyete ve toplumdaki sınıfsal güce dayalı baskın temelli tarihsel ortamlar ve yönetimlerdir.  "Sosyal gerçeklik" açısından" bireyi oluşturan koşulları, "kader"i, "adalet"i  tartışmadan önce verili durumu uygulamak ve sürdürmek  eğilimlidirler...

“Duygu birliği üzerinden” olguları anlamak; başkası üzerinden kendini reaksiyona sokmak; olabilecekleri öngörerek inanç üretmek; acımak, korku duymak, destek vermek, karşı koymak v.s. bireyin yel değirmenlerine saldırması gibidir... Yaşamdaki üzerinde oluşmuş baskıyla başa çıkarken; özgürlükleri için gerekli değişimi ve örgütlenmeyi de sağlamak zorundadır.

Duygusal anlamalı özdeşlik “ritüelinden” çıkıp,  “sebep sonuç” ilişki zincirinde, nasıl bir gerçekliğe sığınmaya çalışmaktadır bu durumda insanoğlu... 

Süreçler ve kuşku… 
İletişimdeki  veri, beklenti ve  eğilimlerden  kuşku duyarak tüm süreci gözden geçirmek önemlidir...
Olası diğer süreçler ve sonuçlara yönelimi sağlayacak; ortamdaki  verileri okuma ve yönetme önemlidir.
Gerçek anlamda; acı ve sevinçlerimizi, dilek ve isteklerimizi “rahatlayabileceğimiz” doz ve miktarda birbirlerimize iletmemiz, yansıtmamız ne kadar olasılıklıdır.
Yönettiğimiz araç ve kurallar; baskılama ve dengeleri; iletişimin ve özgürlüklerimizin önündeki manuplatif etkileri nelerdir.... 

Yansıttıklarımızın sebep sonuç ilişkileri ile anlaşılır gerekçelere dayanıyor olması; “akıl” üzerinde açıklanabilir olması önemlidir.
Yapısal akıllı içeriklerinin, duygulu postalarına “aşık” olunmasında sakınca yok tabii...
 “Duygularımız” kuşkusuz “anlama” sürekliğini; oluşturan, inşa eden gerekli ve önemli yapıtaşları…  “Özgür düşünce”  biçimlenmesi; sezgileri,hayalleri içerir kuşkusuz… Gökyüzünün altında ve hayatın içinde; “yeniden büyülenmek,  aşk umudu ile sürekli  bir arada yaşayabilir insanoğlu!”... 

Yaşadığımız çağda; insan ve emeğini sömüren, köleleştiren  arka planların inşasına karşı “özgür ve ayık” kalma zorunluğu;  anlama sürecindeki  arayışını da , bilinç düzeyinde insanın sorgulamasını gerekli kılar … 

Anlama sürecini  koşullayabilen seçenekleri; tema önceliklerini, içerikleri, üslup ve yöntem konularını işlerken; insanın  özgürlüğünü merkeze koyacak  “yaratıcı sorgulama” sürekli ve gerekli olacaktır…


Dünya  ortada işte…
Bu bilgi alanına bakarak kuşkusuz İnsan, hayvan ve doğanın olumsuzlandığı, savrulduğu  görülebilir!…  “Gelişme ve konfor” denilenin bir yok oluş  ve esareti birlikte getirdiği ve içerdiği söylemimize aynı katılımı görmesek de, kuşkusuz gerçeğin önemli bir parçasıdır bu durum…

“Özgür  yurttaş algıları”, düşünce  ve bilgi  ile  donanabilme, örgütlenme ve  ittifak kurma ilişkileri; toplumun bileşik kaplarındaki gibi insan niteliği üzerinde etkindir; belirleyicidir…  Farklı gerçeklerden beslenen doğrularımız ve farklılıklarımızın bir arada, verimli çatışma ve uyum biraradalık ortamlarını üretebilmek önemlidir... Kültürel,  siyasal, toplumsal ortamlardaki farklılık ve dirim ile toplumun kendisini ifade etme ilgisi, istenç ve örgütlüğü kuşkusuz sağlıklı sosyal yolculuklardır…

Özgür düşün; sorunlar, çözümler…
Anlamadaki “empati” ile; duygu, düşünce algılarına özdeş anlamlar yükleyip; iletişim üretirken, sorunlar da üretir... İğneyi kendine batırarak  çuvaldızının acısını anlamaya çalışmaktadır insan.  "Ateşte yanmayı anlamaya çalışmak" gibi şeydir bu!.. 
Bu önyargılı taraf tutma anlamalığı sınırlı tutar  insanı… “Anlamayı” sınırlandırır; "anlamazı" anlaşılır kılar…

Özgür düşünce işte buradaki; "anlam yükleme nedeni ve nasılını” sorgulamalıdır …  Neden böyle düşünmekteyim…  Önyargılarım neler, niçin böyle… Bu durum beni ve düşündüklerimi  özgürleştirebileceğim güvenlikte midir. Ben çıkışlı düşüncelerimi nasıl oluşturabilirim...  Nereden biliyorum böyle olması gerektiğini…  Böylesi düşünmemin başkalarına vereceği zararı  nasıl öğrenebilir, buna engel olabilirim v.s…

Burada (efendi, iyi huylu, iyi, estetik, pozitif) duygusal algıların hiç anlamaza ulaştığı yerlerde tutunduklarını; manuple edilmesini gruplaşmasını, suskunlaşmasını, köleleşmesini görmeli, açığa çıkarmalı göstermeli ve bununla başa çıkmayı bilebilmelidir...      

"Anlama" hangi kritik aşınmada,
koşulsuz gönüllükte “itaat” talep eder; gerektirir…

Bir egemenlik ilişkisi haline nasıl gelir iletişim… 
Düşünceler, somut hayatlardan beslenir; temel ihtiyaç ve hedeflerle içeriklenirler....  Düşünce “özgür düşünebilmek için” değişimi içindeki verilere ihtiyacını, kendisine maliyetini bilmek zorundadır… Cazibeli yeni  durumun  (bilgi, ekipman ve kullanım) bedelini;  bu konfora alışmasının onu dönüştürebileceği olasılıkları, tehlikeleri bilmek zorundadır.   

Bir egemenlik yönetim uygulaması; askeri işgal altında bir kampta olabileceği gibi, kültür ilişkileri zemininde çalışabilir, bir tv etki alanında doldurulan bilinçaltı ile de…

Kontrolu  istenen;  iktidar gücüne dayalı merkez ve oluşturduğu köleleştirici kültür ve sistemin yapısal ve ademi merkezi noktadan bir otokontrol ile yönetilebilirliğidir… 

Yöntemi tartışmak ve seçilebilir kılmak eşitler arası uzlaşmada önemlidir. Duygusal “saygı, içtenlik, şeffaflık, eşitlik” kuşkusuz önemlidir.

Sonuç olarak kendi varoluş merkezinden kaynaklanan bir coğrafya ve insan gerçeğiyle şekillenen iletişim  ihtiyaçlarının; “kendi gerçek” noktalarından çıkarak, tümdengelene açılıp uzlaşırken “bağımsız özgür irade”  ile bu ilişkilerin yönetilmesi önemlidir.

İlişkiler, özdeşleşmeyi de yabancılaşmayı da hak eder  ve her ikisiyle de ilgilenmektedir de insan kuşkusuz…

Farklı iletişim eşitleri,“bilinçlenen ve aydınlanan toplumlar çağı” gerçeklerini, “geleceğini üretmekte midir".  Üretmekte ise bunu nasıl yapmaktadır. 
 

 


                      



18 Aralık.2010