|
|
ajaNDA
Dünyada hayat /
Gürcistan.. /
Gerilla Ruhlar.../
Ne duygu ne rasyonel.../
Kraliçe ve şiir/
İlişkilerinizi ötekiyle...
Gençlik ve spor...
Biblo insan... / İnsan
orijinal değil...
İnsanın iç düzeni.../
Korku yönetimi.../
Doğru önemsizdir/
İletişimde koçluk/..
Anlama eylemi.../...
Tüm canlılar
:- )
Bana gülümse baba.../
Güneşe düşen geçmiş gün yazı
/
BilinÇ sosyal ritüele itaatli...
/
Kapital, merkezde /
Paul Klee "Biliyorsunuz,
/
Picasso ve Rodin İstanbulda
/
Düzen arayışını sanat
/
Düzene un sermek...
/
İyi
insan!.. Kötü insan /
Hayata katıldıklarımız
/
İyi, kötü, çirkin,
/
Birey... Benzersiz, tek
/
Bodrum değişim projesi
/
Rutin mezarlar / ım...
/
İnsanın kendini en iyi
/
İnsan karşılığını fazlası
/
Annem telefonda:
/
İyi, kötü... Sevgi
Bu sabah renk var /
Resim ile uğraşırken /
Yeşilköy sahili ışık /
Picasso
resmindeki
/
Dil
ile
dünya arasında
|
|
|
Madde
merkezli yürütülen arayışta;
güç
ve korku, ezen ve ezilen şekillenirken; varlık
bilinci de böyle oluşmakta!..
Kardeşlik başkadır:
"Kader yolculuğu madde üzerinden tarif edilmez;
insan insana yabancılaşmamıştır.!"
Meta dünyası; egemenlik ve kontrol arar; bulur(!)... Bireyi özgürlükleriyle
tarifeleyip desteklese de; sıçtığı yer;
tüketim çukurunda yakalar ve
işini bitirir. Bu maske ve kostümler içindeki dünyada, eşit
olmayan insan ve ilişkileri yerin dibine gömülerek orada da
gözüne
sokulur insanın...
Mimar
odası ödülüne teşekkür
/
Mayıs 2009
Sömü rgeci...
Tüm
sosyal
süreçlerdeki
toplanma
kamplarının huzurunu sağlarlar… Bilinçaltı
ve
duyguları
kontrol eder, hormonlar ve yeniden oluşmasının ortamını ayarlarlar.
Kitlesel öldürme egemen
bir
hak iken;
onlar
ortama
"elit nezaketlerini" sunarlar...
İnsanın akıl
ve çıkarları da;
sömürge tipi bu hayatı onarmada istekli ve ön ayak olur...
Güç askıya
alınır ve
kaos biter.
Etrafa
sömürgeci
gözle bakar
ve
artık
kendimizle ilişki kurmayız .
Heyecanlarımızı;
tüketim ve doyum beklentilerimiz ile örer
rahatlatırız..
Düzenin kiri
içimize siner...
Onurlandırılmış sanat, kültür ve eğlence mutluluğu; geniş, yaygın
ve derin mecralarla içi boşalmış hayatlarımıza dolar...
Pozitif duygu ve alışkanlıklar ile katlanılan ve tüketilen bu
hayatlarda; sürekli zoka ile dolaşırız...
Sömürge
yaşam ve kültür;
asalak
ve köleler
inşa eder,
onaylatır bizlere.
Gönüllü köle, yalvarıcı; derdini ve yaralarını merhamet isteyerek
karşısındakine açar. Doğal
insan olma
hakları için itaat ya da isyandan başka ara yol yoktur.
Çevrelendiğimiz
kurumlarda "
Evrensel
özgür
düzen" oluşmaz..
Kim kaç km. dışında bu sömürge kültürün.
Paylaşma ve
dayanışma toplu seslerinin, hayatın önünde
olacağı güzel düş günlere... 27
ocak 2009
![[Resim100.jpg]](images/900.%20Simba%20-%20fuzen.jpg)
Simba
öldü...
Kanserdi ve son 3 günü
serumla
beslenebildi.
Bedenini doğanın sonsuzluğunda
sarmak, onunla yüzleşmek
istiyordum,
olmadı.
İki gecedir bel ve sırt
ağrılarıylaydım…
Veteriner dostum Elhan, gömü
görevimi benden aldı.
Taşınan, iletilen ve biten değerlerle sonsuza uzanmaya çabaladığımız, maskelendiğimiz bedenlerdeyiz.
Üzerlerimizde oluşan, yeniden oluşan hikayelerde yüklendiğimiz, var
edildiğimiz kültür işaretleri içinde kara deliklerde kayboluyoruz.
Bilinç oluşumundaki dinamik maceramızda;
şekil alan;
canlanan ve ölen zihinsel
süreçlerimiz var... Sosyal maske ve kulağımız ile;
bedenlerimizdeki yabancı, tanımadığımız dile; ruh ve duygu
karmaşamızdaki değişimlere tanık bile olamıyoruz... Tüm bu göstergeler
başka beden ve kültürlerle sürekli alışveriş içinde anonim
kodlara karışıp yok oluyor!.. Mülk algılamaları ve kategorik
düzenlerimizle ayrımsayamayacağımız ölüm ve yaşamın iç içe birlikteliği
bu!... Yok olana doğru, sürekli bir varoluş.
Bizlerin bir tek "ben bedenli"
ilişkilerimiz var...10
yıllık dostum. Ruhlarımız yakın arkadaşlar. Sonsuz arkadaşlar…
13.ocak.2009
Dünyada hayat…
Kapitalin merkezlendiği
yabancılaşmış
ilişkiler;
kabusunu insanlar üzerinden yönetiyor…
Ekonomik
kurgu ıskalamış... Tüketim özgürlüğüyle
şekillenen düzenin
çöküyor olması gezegenimizi
bitirir mi!.. Kapitalist dünyada bolluk, savaş demektir.
Yoksul
ve zenginin ayrışması; sömürge kurumlar ve dirençlerle çalışacak
sisteme bunu sağlayacak bir
arz talep dengesi
gerekir. Ön koşul, sömürgeci karlar ve egemenliğin garantisidir. Çözüm; bölgesel ya da dünya
savaşları olmaktadır. Silah endüstrileri ile yıkılan ülkelerde sistem sınanır;
elbirliğiyle yeniden üretilir. Sömürge işgal sonrası; Irak ve Türkiye ilişkilerinde olduğu gibi.
Sömürge tipi
insan ve kurum
çatışmalı
sosyo ekomomik yapılar içinden;
eşitlik, mutluluk kavramları bu enkazdan çıkarılır… İnsanı gerçeği
ve ilişkileri ile
kapitale bağlı
kılan; gelişme ve çöküşü hızlandırıcı teknik dünyadayız. İnsan
gönlü evrensel bütünden savruldu ve uzaklaştı...
Eleştiri, hayal kurma, sezgi, farklılık tüm
referanslarıyla kapalı… Kentsoylu vitrinlerine ait olmayan
bakış açısı; gezegenin canlılığını ayakta tutabilir mi...
Böyle bir dünyanın duygularına ait olmamak ne kadar olası…
Teknik dünyadan koparak doğaya karşı olmayan geri dönüş, kurtuluş
olabilir mi… 29 ekim 2008
Sansür...
blogspot kapatılması
Sürüler,
tehlikelere karşı tepki verir, ortak pozisyon oluştururlar...
Varoluşsal
korunma,
dış tehditlere karşı
toplu
ölçülerle
daha güçlü olur.
Bu sosyal araçlı,
yöntemli ve düzenli
sistemler içinde yaşamak güven duygusu yaratır... Her insan tekil hikayesini bu
ortam içinde örer; örülmesini onar...
Değişir, değiştirir; sürecinin üzerindeki iradesi ve inancı
pekişir. Kendini ürettiği varsayılır... Kendi sürecinin tanığı, sahibi
o olur.
Sosyal sahiciliğinin önündeki sorun; özgürlüğü ile
sömürge yaşam rolü arasındaki doku uyuşmazlığıdır…
Günümüzde, ötekinin kötü durumundan fırsat çıkaran yaşam
meşruiyetinin nasıl kabul gördüğü sorusu; hayatın dışına itilmiştir..
Tüm kurumların karşı çıktığınca" koruyup kolladıkları" bu
gerçek nedir!
Tüm yabancılığı içinde sergilenen başlama vuruşu budur.
Metasal
filtre olmadan...
Bir
dizi kural ve
duygulara uyum sağlamadan
insan neyi
görebilir.
Gerçek
denilen;
"Uslu çocuğun";
algıladığı;
mal
ve statü beklentili güvenlik, çöp sepeti ile oranlı özgürlük
duygusu
v.b...
Yaşadığımız sosyal gerçeğin dayanağı; "benim düzenim senin
düzenini döver ve dışlamakta haklı olur" dur!.. Bu yerleşik
fikir, egemenlik araçlarının evrensel olduğu önyargılıdır...
Hiyerarşinin
"uslu insanı" nın gerçeği
manuple etme hakkını "bu azınlık refahı" belirler ve korur. "İyi
çocuk" aldığı bu desteği;
yeniden
üretir,
yeniden
sunar...
Bu tutum; belirsiz algıları
yok etmeyi
hak olarak
içselleştirir / anonimleştirir.
Artık insan kendi
dahil;
hiç
bir bireysel yaşamı; bu gerçeğin dışında
algılayamaz.
Her günün
olguları ve
gerçekleri dediğimiz şey; bir sürece ait koşullanmış işaret
paketi
yığılmalarıdır...
Seyir ve koşulları değiştiğinde; yanılsamalar, algılanmışlar (zihinsel,
duygusal) tersyüz edildiğinde, izleri başkalaşır; başka
gerçeklere dönüşürler…
29 eylül2008
Hiç anlayabilir
misiniz;
halkları birbirine düşürebilen
küReSeL dirençleri...
Acımasız sürgit,
yok edici bu projelere; tüm hükumetlerin
meşru zemin
arayışları nedenlerini...
Ermeni_Türk
ilişkilerinde
öznenin bu kapitalist sömürge kurgular olduğunu;
halklar
olmadığını...08.09.2008
Gürcistanı kontrol
etmenin,
akıl üzerindeki yeri neresidir.
Rus katliamına panzehir iddiasıyla, rahibe Teresa tiplemeli,
Amerikalı katil gemiler
salya silahlı
Karadenizde..
Bu ruhu olmayan Hollywood düzmeceli
Vietnam şöhretli ikonlar,
Irak'ta
kararmış
seyirlik
maskeleriyle,
dünya halklarına yeni gözdağları gösterme peşinde...
Fütursuz
gündemlerini
an
be an;
haber
formatlı
ev
hoparlörleriyle duyguları kısırlaştırıyor; ulusal, bağımlı
imzacı hükumet ve medya algısı altında yönetiyor; rahatlatıyorlar(!)...
Bu küresel işi sürdürürken;
taşeron
hükumetler, afra tafra ile
halklarını kirletiyor. Düzmece refah toplumu vaadleriyle, özgürlük ve
burjuva demokrasilerin içini boşaltıyor; tersyüz ediyorlar....
Irak’ta
1.5 milyon insanı
katlederek,
milyonlarcasının hayat trafiğini felç eden katil gövdelerini her
fırsatta egemen bir söylemle sunuyor; Public Relations
yapıyorlar. Bilinçaltına psikolojik baskıya göndermelerle;
meşru yanılsamanın tepesini istiyorlar.
Kısırlaştırılmış tohum, genetik bilim, nano teknoloji ilişkilerimiz de
bu
"efendi köle"
geriliminde seyir izliyor. Yenilenebilir enerji kaynakları, füze
savunma sistemleri v.s. Hiçbir teknolojik gelişme ve bolluğun bu
eşitsiz insan ilişki türünü
değiştirme önceliği; niyeti yok. İnsanın insana yardımcı olmadığı
dünyadayız. Eşit; tüketim kültürüne teslim olmayan
itaatsiz
insan ve kültürü henüz ortada yok... Küresel sermayeler
halklar ve özgürlüklere karşı entegre egemenlik oyunları peşinde.
Demokrasi işin vicdanlığı...
23.08.2008
gerilla_Ruhlar…
Yönetemediğini boğan gezegen burası
Yaşasın
düzensize akış
İnsan hakları ışıklı vitrinlerde
Gönüllü hizmet aldığımız rasyonel işkencemizin, terörün meşru ve
doğal ortamlarıdır tüm yaşam alanları…
Yetiştiğim kuşak;
Deniz, Yusuf, Hüseyin,
Che Guevara'lı
sınıfsız özgür hayal ve duygulardan beslendi…
İsimler, imgeler; ikonlaşır, markalaşır; şeyleşirler. Rasyonel
kültür böyle işler; tüketir ve tükenir!
Ötekini var eden ortam ve dirençler zamanın dışında durur; tüm
zamanlardan
destek alır.
Dünyanın
Hitler'li, Pinochet'li
süper ödüllü prodüksiyonlara
yıllarca
gözyaşı dökme ihtiyacının geldiği yer burası. İnsan sömürüsü ve
kıyımının başka biçim ve derinliklerde sürüyor olmasını kültürün
üzerlerimizde yaratabildiği dürtülerinin insanı dönüştürebilen güçlü
sömürgeci
yapısıyla açıklayabiliriz.
Başka deyişle; bu eğlence dolu dükkanda ağlıyor, gülüyor; servisin
tadını çıkarıyoruz. Beklentileriyle donandığımız duyularımıza
doyum sağlayarak kontrol ediyor ve ediliyoruz.
Duygular bizi, biz esrik nöbetlerli dünya nimetlerini idrak ederek
tükeniyoruz.
Bağımsızlık
anlamında
ait
olduğumuz hiçbir şeyin hiç bir önemi yoktur artık!..
İçi gazoz doldurulmuş hayaller, tüketim sarhoşluğu ile
yüzlerce seneye uzanmış heyecanlar; kurumları, bilinci ve
bilinçaltını ele geçirdiler!..
Duygularımıza sırtladığımız bu modern sembollerin çok az bir kısmı,
insana aittir!
Filistin,
Afganistan, Irak göstergedir…
Auschwitz
'in
yüzlerce çeşitlemelerinin
tüketilmesi
paranoit refleksi, önündeki dünya tablosuna sümüklü mendiller
sallıyor… Bravo dünya. Hiyerarşinin Neronlaştırdığı Romaya duruşuna.
Alev alev...
Kuşku götürmeyen masumiyetleri, mutlak doğruya dönüşmüş soykırım
mağduru beslemeler Ortadoğuyu yakıyor. O günün mağdurları, bugün
Nazilere taş çıkartıyor... Ortadoğuda Amerikan merkezinde oluşmuş
kanka tablo; dünyanın zamanından böyle nefes alıyor…
Filistin’de yapılanlar sürgit önyargılı tarih ve refah bilinçaltına
sahip dünyamız ajandası gibi. Bu eğlence dükkanı psikolojisini(!)
taleplerimizle var ediyor; yeniden üretiyoruz...
Kendini bağımsızlığına dönüştürebilecek mi insan...
Tüm bu ortam içinde seçilmeyi bekleyenlere bakıyorum;
Yaşasın etnik
yaşamın
yabancılaşmamış insan dayanışmasındaki barışı, yaşasın hayatın
ritüeline
kaynak sunan
inançlar
ve yaşasın şimdiki zaman
gerilla ruhları...
09.08.2008
RasyonEL Duygu
dışı
baktığım;
maskelenmiş
yüzler;
Alış Veriş Merkezlerindeki
tanrılarıyla
sürgit ayindeler...
20.07.2008
Egolar
Sosyal beside sınavları geçemez;
Sosyalleşemez
ise (!)
bireyde İlkeli dışa vuran bu durumunun İyi tarafı;
tasarımsız, doğaçlama kültür dışı hafifliği tabii. Bir sınıfın,
bir çağın
nesnelerini
algılamamak çok çok iyi...
Kuşun, böceğin
varoluş sevinci ya da korunma dehşeti sonsuzluğunda
hafif ve kolay şey hayat!.. Nesnesiz doruklardaki canlı;
yalnız
ve ölümcül. Hiç olmakla eşdeğer
herşeyin farkında olmak...
20.07.2008
Öteki içimde;
Hava, ağaç, karbon, kan, ışık, gölge
ve kültür ortaklarım;
vücut bulduklarım… Eşyalar
dünyasından
söküp
te kendimi, hiç bir duyguyu yanıma almadığım…
Tüm bu
işaret yükümden koptuğum; bir
başıma !..
O duygular; her boyun eğişi ve baş kaldırışında varoluşumu silkeler…
17.07.2008
Kraliçeye
söven
şiir...
İng. StaRın
Türkiye
devlet yönetiminde bıraktığı nişan ve semboller
ötekini aşağılıyor, dışlama çabası içeriyor...
Kültür bulaşıcıdır...
Ve doğadaki bir aradalığı, hiyerarşiyi kurumsallaştırır. İnsanı
yabancılığından kurtarsa da; Sosyal numara ile
yerleştirdiği koltuğunda, bu arka plan ve sembollerle kitlesel
zincirde onu kendi bildiği türde yabancılaştırır; ötekileştirir.
Kraliçenin
ilgi
alanı işte budur!..
Nazım Hikmet,
45 yıl önce bugün ölmüş.
"Bir
ağaç gibi
tek ve hür, bir orman gibi
kardeşçesine..."
Şiir büyüleyicidir. Kraliçe
şiirde ötekileşir ve yara alır...
Öteki, yabancıyı törpüler, bombalar; dışlar, sakat bırakır; ödül
verir; kontrol eder...
Yönetilen geniş kitle, sıradan insan; olan biten karşısında
iyileşme talep eder ve inşa ederken bulur kendini. İnsan; karşı
kendini yaratır. Ve tutsaklığını da!.. Dünyadaki tüm sembol ve acıları,
küçük hayatlarımız besler... Güç ve psikolojiyi; meşru dirençleri
yönetenler; bu alan yönetiminin anlaşılma ve değiştirilmesine
izin vermez; yok edici kural ve yabancılaşmalarla sahici olurlar.
Gerçek; masum, burnu sürtülü direnç ve taleplerimizle oluşturup keyfini
çattığımız basit, konfor suskunu sosyal numaralarımızda gizlenir. İng.
Monarşi gönderileri arka plandaki işte bu numaraları düzenler;
yüceltir, sunar; aşağılar ve yönetir...
Ötekinin tehdit olduğu gezegende; esir düştük… Büyü
ortada...
03.06.2008
İlişkilerinizi
tasarlarken
ötekiyle çatışırsınız. "Hoş Geldiniz!" daveti, işe yararlığınıza
seslenişini gizler... Deneyimlerimizin beslediği,
"Birlikte Mutluyuz" maskeleriyle ölçebileceğimiz levhalar gösteririz
birbirimize... Oyunu bozma fikri nasıl geliyor kulağınıza bilmem; ama
oyundan çıkma, kaçma duygusu kimse için sır değil...
Sıkça tatil gerekli. Ucunda kurtuluş olmasa dal... Evrensel
mutluluk yok!.. Olsun!.. Döndüğünüzde kapıda karşılar işleriniz;
sorununuzu çözmenizi beklemişlerdir... Kocaman bir "Hoş
Geldiniz!" daveti aldınız!.. Oyundasınız işte ya!...
Deprem ve küçük yeniliklere karşı varlıklarını sürdüremeyen
aptal binalar, bilişim teknolojileri ve kendimizin tasarladığı
bizler, sınırlı güce sahibiz. Yaşam ortaklığımızı; bilgiyi açıklayıcı
sistemlerle desteklesek de; tek merkezli çalışmayan sürpriz dolu bir
kozmoza takılıyoruz... Sezgileri, düşleri, sosyal ihtiyaçları,
bilinçaltı ile beslenen ilkel içgüdüleri ve maddesel varlığımız
rasyonel saplantılı düşünce şeklimizle.. Görelilik
kuramı için, bilim tarihinin en estetik yaratısı olduğu söylenir...
Einstein, müthiş macerasında, onca rasyonel odak içindeki zihnini
bu ihtiyaca açık tutar... Ötekinin büyülü tadını çıkarmaktan
vaz geçmez...
20.05.2008
Göreceli
doğrular
ortak
yaşamımızı nasıl şekillendirebilir. Nasıl oluyor da, hayatın bu yürüyen
başarısı(!); üzerimizde fosil hükümranlık sürdüren ortak doğrular
haline gelebiliyor. Otoriteyi algılamamız hüneri ile
oluşturduğumuz evrensel lağımdan, her düzen kendi doğrularını
uydururken biz; boyun eğerken ya da şiddet üretirken buluruz
kendimizi... Her sistem bu durumu içinde yeniden eritir ve
yeniden üretiriz kendimizi...
Bugün gençlik ve spor bayramı. 70 milyon Türkiye'de 4.4 milyon
genç işsiz. Bayram kutlamalarının salon sahibi masum yüzlü
devlet; gençlerin gelecek hayalleriyle afra tafra yapıyor... İnsan
hakları, sivil irade, sosyal devletli bol hamaset...
Egemenliğin meşruiyeti; kimi tarihsel evrensel macerası ile açıklanır
ve sürmesi sağlanırken, kimi küresel bir üst ve ortak haklar gibi
giydirilir... Egemenliği elinde bulunduran, kendi gerekçe ve
doğrularını bengi doğrular gibi sunar; yakalardan elini eteğini çekmez,
alışkanlıklarından vazgeçmez, hayatı ve psikolojisini bir şekilde
yaratır, oluşturur; PR yapar, kutlamalara sahip çıkar ve ortamı boş
bırakmaz … Yaşanan sefaletin yaralarını saracak zenginliği üretiyor
dünyamız. Sosyal adalet, sosyal devlet, demokrasi, insan hakları; içi
boş semboller…
19 Mayıs 2008
Ağzıyla
kuş
tutsa insan, en anlamazı en acıtıcı olanı, insanın en yakını… Değil
midir ki toplumsal yaşam okyanusu haksızlıklar dolu... Kişilik gelişme
yolları üzerine dikili kural ve duygu savrulmalarında, an be an bu
yakınlıkların anaforları durur. Yabancı yeni ilişkilerin(!) hayallerine
kaçılır... Ortaya bir türlü çıkarılamaz olan bu yeni
şekillenmenin arayış ve çatışmaları sonsuz olasılıklı.
18.05.200
Biblo insan…
Karşımızdaki
sosyal figürlerden ölçümlendiğimiz; rasyonel/duygu paketler;
eşsiz deneyim ve hayalleriz. Kostüm, dekor ve öteki
ölümlülerle provalarımız ortak kültürü besler/beslenir ve senaryo bu
olur.. Evrenin tarihsel akış ve doğaçlamalarında "en
olabilir" kimlik süreçleri uyum ve çatışmalarıyla denenen/sunulan ve
içselleşen dünya sahnelerindeyiz... Sosyal oluşum ve beceri
algılanılmışlığımız; tüm rastlantısallıklarla rolümüzü oluşturur
ve buna alışırız... Her an yeniden sayısız deneyimlerle; destek
ve dışlanmışlığı yaşar, yaşatırız... Kimi naftalinleyerek
giyilen/giydiğimiz maskelerle çatışır/sevişiriz.. Bu ön seçim;
zorunluluk ya da yargıların; olabileceklerimizin maskeleriyiz...
Uyum ve yaşamı ararken değişimimiz ve elden çıkaramadıklarımız tehdit
edici olsa da asıl ölümcül; egemen seyir altında şekillenmek
olmaktadır. Egemenliğin besi alanları eşitsizliktir,
hiyerarşidir, mülkiyet ve pazar kurumlarıdır. İnsanın evrensel özgür
değerler üretme hızı; tutunduğu değerler ve deneyimlerin; rasyonel ve
irrasyonel tarihsel omurgası kaynaklı bir karşı direnç.
Bireyin varoluş yolları bu patikalardan geçiyor. Bu katil
deneyimli yolu anlamak ve ötekiyle uygun uzaklık ve yeni yollar
seçebilme ve oluşturabilme hakkının korunması için her zaman yeni risk
almak gerekir...
08.05.2008
İnsan orijinal mi...
Büyük oyunun
ortasında; ele vereceği bir şeyi yok ve kendine yabancı…
Yazdıklarıyla, görüntüledikleriyle; (kitlesel ve rasyonel) tek tip
iletişim sahasında beslenir, besler!.. En az enerjiyle, en çok
payı istemekte belki haklıdır da!.. Bu savaşçı ritüellerden olsak bile; bilinç altına
bastırılmış, bilincin dışına savrulmuş şekliyle kontrol eder ve
ediliriz de... Sosyal güvenliğinde vücut bulduğumuz kültür otobanında
olmak budur. Bütünleştirici ruhu doğaya karşı inşa ettiğimiz kanlı
canlı bir eylem bu… Sosyal fobili, evrensele ait sandığı şeylerini
toplumdan kaçırıyor ve ona; ruh mu, kalp mi her ne ise sığınmaya
çalışıyor... Bir bakıma sürdürülebilir kriz (!) yönetimi; diğer
deyişle; teslim olma ve almanın akıl süzgecindeki yeni post modern
versiyonlarını üreterek; özgür sınıf tutsaklıkları (!) ediniyoruz.
Duygular ve duyabileceklerimizin farkına varmadan bu rasyonel törene
gömülüyüz
04.04.2008
Parama teşekkür et....
Banka
borçlarıma desteğine teşekkür etmiştim... Babam 85
yılda edindiği başarı öğütlerini sıralıyor... Egemen söylem acıtıyor...
Dramanın duygu baskısına karşı olmuşumdur. Düşüncenin bu
yöntemle verimsizleştirilmesi, merkezde olması kadar anlamsız.
Dirençleri tanıma ve bilgiyi paylaşma örneği 90'lı yıllarda;
"Güzel Oğlum"
adlı
tiyatro metnim epik anlatımla açar kendini izleyiciye... Gerçeği,
madde ile maskelemesini sürdürüyor ve nezaketin anlamlı olmadığını
düşünüyor babam: "Para kazanmasını bilmeyen işe yaramazdır ve
ağlayıp sızlanmaya kimsenin hakkı yoktur. Babasının parası
olmayan ne yapsındı. Babaya değil paraya teşekkür edilmeli;
dayanışma ve yardımlaşma duygusu onun... Saldırmalı, avlamalı; dik
durmalı ve en azından vitrinde olmalı... Hayat işte bu!".
Materyalist dünyaya hoş geldin. 55 yıldır sancı çektiriyor; doğmakta
inat ediyorsun... Küresel acının paylaşılmaya, merhamete,
direnmeye ihtiyacı var ...
18.02.2008
İnsanın iç
düzen ilişkisinde: mutlu, iyi, güvenli; her şey yolunda (yı)! hissetme
ölçüsü neler…Hayata tutunmadaki farklılıklarımızın, sistem üzerindeki
en küçük ortak katlarını; üretim / tüketim başlıklarıyla kategorize
edince 5 homojen model çıktı...
Birincisi tüketerek hayata tutunanlar ki bu grup; gençler,
çocuklar, yaşlılar, psikotik, hırsız, katil; sistemin dışında kabul
edilen ya da dışına itilenler… İkincisi mesai saatinde işinin
başında; üretim eyleminde tutsak; işçi, memur; ülkeler ve kariyerlere
göre farklılıklar içerse de mesaileri göbek bağları olan.
Üçüncü grup rantla yaşayan ve gerektiğince harcayan; korkularını
böyle gizleyip egemenlikleriyle yetinen cimri para sahipleri. Dördüncü
grup; üretmeyle tüketimi koşul tutar. Sistemin heyecanı onların
üzerinden işler. Enerjisini tüketim ve konfor psikolojisi uçurtur;
heyecanı, mutluluğu başarıya koşulludur ve bunu sorgulayacak hali,
vakti yoktur ve olmaz... Beşinci ve benim de içinde bulunduğum grup hem
cimri ve hem de üretimin baş belasıdır. Oluşumun dirençlerini anlamaya
çalışıp ta; oluşmayan... Üzüm yemeyi anlamsız bulup bağcı iddiasını
araştıran... Ömrünü üretim, tüketim ilişkilerinin arkaplanlarını
sorgulamayla geçirir…
10.02.2008
Anlama, anlaşılma ve yarar
üçlü çetesi bireysel sınırda egoları besliyor... Beslendikleri ortamların
aslında bu kavramlarlı toplumsal yararları gözetmesi, düzenlemesi gerekir...
Sermaye kendi toplum modeli adına, tüm özgürlükleri yok etmeye devam
ediyor... 08.02.2008
Küreselin
önümüzdeki yıllarda; sistemler ve insan üzerinde etkileri korkutucu... Tüm
küçük hayatları, iyi insanları atomize edecek... Küçük insan;
evrensel sorumluluğunu üstlenmek zorunda... Başka türlü bir gelecek yok...
04.02.2008
Korku/doyum yönetimli
ihtiyaçlarımız, rutinler ve düşlerimizle sosyaliz... Akışkan ortamdaki
rasyonel kimliğin fosil korunma güdüleri; evrenselle hesaplaşmaya daha
yakın... 03.02.2008
Kullanılmışlık duygusu
Dışlanılmışlık hissetmeden güven ve destek vermek; insanın
kendi güven algılamaları ile ilgili... Bu dirençler ve düş yönetimi,
bir bakıma evrensele açılım yollarını oluşturur... Yeniden...
Yardımlaşmanın karşılıksız duygusunu, yeniden
yaşamak...
02.02.2008
Doğru/yanlış ikilisinde
egemen olan doğru olandır. Hayatın yürüyeni; konforu, psikolojisi...
Bu ortalamayı tutturabilen iyi insanlar yönetimindeki dünya locası...
31ocak 2008
Batının uygarlık
tasladığı; insan hakları v.s.; batılı klüp üyelerine geçerli olan ve o
duyguları besleyen düzenlemeler... Bu egemenlik alanına mülteci olarak
sığınmak, Avrupa Birliğine ait olma ayrıcalığı, ya da kurtuluşu bulmayı
ummakla doğulu insan bilmeli ki; orada tüm sahip olacakları,
doğuya saldıran yeni bombalar yaratacaktır.. Köhne doğu yönetimlerinin
vazifelendikleri şey bu... Hayat bu çatışmalardan varolan bir şey değil
mi!..
29.01.2008
Doğru
önemsizdir...
Önemli olan iktidar algılamasıdır.
Benim düzenim senin düzenini döver... Ve egemen olur. Bu dövüş
doğanın yasası... Bu yasaya büyük küçük herkes uymak
zorunda. Dövüş olmazsa tüm egemenlik alanları biter... Karadeliğe
düşeriz... Evrensel yasa çöker... Yani bu durumda; senin yolun bizim
mahalleye düşmesin... Horoz çöplüğünde ötsündü.. Mekansal
ihtiyacını çevrelerini ve Irak'ı çişleyerek göstergelerle yönetir
hayvanlar... Her canlı, risk alarak; hatalarından kazanımlar
sağlayarak eğitebiir kendini. Ustalaştığı alanda iktidar
olur/taslar; öyle de algılanır... Savaşmak doğamızda... Humanizma
imiş... Pöh...
27.ocak.2008
Zor insanlaştırır...
Durup,
etrafına bakabilmeyi zor zamanlarda öğrenir insan... Zorluğu içinde
kalmaz, öteki acıyı duyar, yardıma koşar... Böyle bir dünya düşü
kurulabilir; böyle bir dünyanın geleceği olabilir...
Dünyada savaş enstantanelerine takılı kalsak; daha iyi eğitilir miyiz;
güzel bir tartışma başlığı olabilir...
Bence bu sorunun karşılığı aranmalı da... Konfor arayışı içinde
kendine acımayı öğrenen ve güvenlik sorununu piramitlere eş
seçen bir orta sınıf hükümdar hastalığı yaşıyor dünya...
Tüketimin boklu çukurlarından kıçını alamıyor... Yeni... en
iyi... en teknolojik olanın peşinde gelişmeye çalışıyoruz!!
Dayanışma ve yardımlaşma iyi zaman işi değildir.... İnsanı zor günler
insanlaştırabilir...
Irak cehennemine bakın... hangi ulusal oluş insana yakın..
İnsan olmanın sınav yeri tam da orasıdır diyorum...
26 ock 2008
İletişimde
koçluk
derken!.. Enerjileri
emmeyen, besi alanlarını bozmayan... Yaparsınlı, edersinli başarıya
destek verici motivasyonda ne sakınca olabilir!.. Düşünelim...
E peki dürüstlük neresinde bunun!..
Kültür dayatısının
anlamsız esaret alanlarını tarif ederken; umutsuzluğa ve boşluğa
düşürmeden tutunabilecekleri değerleri nasıl vermeli gençlere... Hem
nedir bunlar ki?
Her şeyin mal olma değerinin önceliği ile; giderek
insanın da mala dönüştüğü dünyada; yardımlaşma ve paylaşmadan
alınan mutluluğun duyulması beklenilmeli; mala dönüştürülmeyen
farkındalık tadının çıkarılması da desteklenmelidir..
25 ocak 2008
Anlama,
eylemi
gerçekleştirenin kendi düzen referanslarını onar... masasının
üzerini toplaması gibi insanın... Bir bakıma kendini ele verir... İletişime
görünürlüğünü sunar...
Ötekini anlama, kimseye ait olmayan ritüeli; bir büyüyü görmek gibi...
Rasyonel olmayabilecek arka planların sihirini... Dehşetli güzellikleri
görmek... 15 0cak 2008
İlkay Atay'a yazdıklarımdan...
İnsan,
öteki
düzen ve
fikirler ile şekillenir... Beslenir, donanır; var olur... Kendi düzenini
kurar... Diğer düzenlere uyumlu ve karşı olur...
Olmak istediğini olamayacak
olması; içgüdüsel oyununun elinden sosyal alınmışlığı; düşlerinin
çalınmasına karşı bireysel duruşunu geliştirir.. Bu sosyal dönüşümleri
kabullenir, etmez, itaat eder, yıkıcı olur v.s.; karşısında duran her
şeylerle bir şekilde ve her şekilde ilişkilerini yeniden ve yeniden seçer...
17.ocak.2008
/... Tüm canlılar
savunmasızdır... Bu nedenli saldırırlar... Doğada olmak; yaralanmaya,
ölmeye, öldürmeye açık olmaktır... Hazzı ve acıyı duyma ve sunmaya... Canlılık,
yaşam ile ölüm arası seçeneklerde sıkışmış bir mücadele... İnsanın
eşit olmayan
sınıfsal
adaleti, doğanın
adaleti ile kıyaslandığında; koşulları iyileştirilmiş bir insan taslağının
konforu göz alır. Altta kalanlar için her tür dışlanmışlık meşru
sayılarak. Sosyal evrim işte bu... Yani İstanbul'da olacak deprem
ile, Irakta emperyalist savaş arasındaki fark ve benzerlik de budur.
:- (
Mutsuzluğa dolgu...
DIŞLANMIŞLIK algısı;
sosyal güdülenme ile canlılık çatışmalarımız arasındaki bir
denge sorunudur.
Kritik
olan;
BEKLENTİLER'dir.
Onlara saniyede kaç kez göz kırpıyor olduğumuz...
07kasım 2007
:- )
Bana gülümse baba.../
ALDATILMA
sevilmez. Bu duygu k üçüklere, promosyon ve sosyal katkı olarak çok miktarlarda
tattırılır...
Ve nihayetinde neredeyse
hayatın tümü bu olur.
Başka çözüm de yaşam
da yoktur.
Tüm kesimlerden aldığı destek ve katkıyı; tüm
yurttaşlara paylaştırır. Bal tatlısı
tutsaklıklar böyle fışkırır toplumlardan... Sosyal olmanın esprisi budur...
Babam 84 yıl bu besi
zincirinde, kendi anlatımıyla herkese yardım etmiş "tevekal
“saf çekicilikte bir ticaret insanı.
Kötülük görmese
ülkesinin zirvesindeki zengin olabilirmiş... Aldatılmışlık onu
geliştirirken; gerileten de o olmuş…
Zafiyet
özeleştirisi olarak yaptığı bu "Aldatılmışlık" sunumuna annem, naif
gösterileriyle cevap verir.
Duymasındaki
zayıflıktan yararlanır. Duygu sömürüsünü boşa çıkartmaya çabalı; alaycı mimikler ve ses karmaşalarıyla iştahla... " Karadeniz bölge
insanına özgü saf eleştiri eğlencesiyle"; av kaçırtıcı sahneyi
sergiler; iiiiiiiiiiihu hu hu huuuuuu.....
Babam
kimliğini; uzlaşmasız, kavgacı bir figür olarak ortaya çıkartır...
O an gönül açtığı ile birlikte; şerefsizler ve zerre kadar insanlıksız ordularla bitmez savaşlara
tutuşur...
ALDATILMA duygusu kapı
anahtarlarını ve köprüleri denize atmıştır...
Bu nevi kapalı bir BÜYÜKLÜĞÜN; tekil aklı ve deneyimleri ışığında; başka
plan, arayış ve öncelikleri kalmıyor.
İnsan mutluluğunu; çıkarları
ve hiyerarşisi üzerine oturttuğunda; kavramlar başkalaşıyor…
İyilik dolu; "BAĞIŞ YAPMA" isteğini duyduğumda, "GÖZDAĞI" mıdır
diye kuşkulanıyorum babamdan, paranoyaya düşüyorum...
Bu ortamda; eşi,
çocukları ve çevresine karşı sorumluluk gönülsüzlüğü derinleşiyor:-(
Yine de
kampanyalarının başarısının tinsel ve maddesel gölgesi, çevresinde
kuvvetli etkisini sürdürüyor...
Oysa bu başarı sadece
ve tümüyle ona ait olamaz….
Mülkiyet, paylaşım ve
meta ilişkileri; başucu metinlerimiz.
Bu metinde
şekillendirdiğim içerik; çatışan partnörlerin gerçeklikleriyle
sahiciliklerini kazanmakta; bir anlamda babamın dayattığını söylediğim
değerlerin varlığını da onaylamaktadır. Bu yazıyı izleme çözümlemesi
açısından da böyledir.
Metin böyle
okunduğunda şaşırtıcı bir şekilde; sosyal gerçeği derinlikli irdeleyebilir
sihirli bir değer ediniyor... Görüyor musunuz bunu!..
Yazmaya başlarken
kurbanlar listesinde ismimi görseydim; babamı karikatürize eden; bütünlüğü
içinde bir yanını abarttığım; "Egemen bakış becerilerime" ALDANMAZ
'dım.
Babamı etkileyen
faktörlerden biriydim... O benim bakışlarımdan da vücut buldu...
Sonu gelmeyen uzun prova saatleri ve sahnelerinde; kendini onayladı; onaylattı... Babam ve
ilişkilerimiz, bu ortam içinde yaratılmıştı... Onu sevecen, yumuşak
ve dost yönleriyle hiç hatırlamıyorum!.. Korkusuna nefes
alamayacağı alanlarda yön arar; enerjisini dingin karanlıklara
söndürürdü...
Babamla olmanın zorluk
ve ilişki yığılmaları evlenmemle sona erdi... Ben modern dünyaya yerleştim...
Arayı açtık...
Nasıl olduysa; evlenme
dönemim ile başlayan, baba merkezli ailemizdeki çözülmeler ve insani ilişki
soğumaları tüm cephelere yayıldı ve yoğunlaştı. Bunun mutluluğu ve acısını da
birlikte yaşadık...
Nihayet; cezbedici
büyüler peşinden, sosyal yüklere doğru birey birey avlanmaya çıktık...
Çatışarak; tehdit edici yeni ile dönüştük; dönüştürdük...
Tüm bunlara karşın;
ortamdaki meta ilişki algılamalarımız da varlıklarını korudu / sürdürdü...
- Sadece para için
arıyorsun beni şu kadar sene sonra... “Sitemini dillendiren kardeş sözleri
duydum”
Beklentiler, süren
ilişkiler arkasında maddesel çıkar ilişkileri pusuda duruyordu... Neden para
için aranır... Da insan için aranmaz’ın arkası aranmıyordu. Ve hayat ta böyle
ilişkilere alan açmıyor; gereksiz durumlar listesinde tutuyordu…
Meta ilişkileri önem
sırasında en başta olmalı mıdır...
Bu aşağılık bir durum
mudur yoksa başka bir durum olarak listenin en başına bu sorunu işlevsiz hale
dönüştürecek değerler mi üretilmeliydi…
Ya da neden sadece
aranmayı bekler insan...
Sen bu kadar başarısız
olmana; para kazanamamana rağmen bir adım atıp beni aramıyorsun ve benim
başarıma biat etmiyorsun be adam…
Ya da "Oh be!... İşte
seni sevdiğimi gösterebilmem için iyi bir fırsat sundun bana.
Teşekkürler... Al
sana. İstediğin para olsun sevgili kardeşim benim. Bu kadar para bana çok.
Hiç sıkılma. Durumunu görüyorum. Eline geçtikçe ödersin. Ödemesen ne
yazar...
Yaralanmışsın. Haydi
anlat bakayım bana hikayeni. Neler yapabiliriz birlikte bu kader yolculuğumuzda…
İnsanın düştüğü yer bu
yer neresi... Burası neresi…
İhtiyaçlarını nasıl
görüyor ve sürdürüyor... İnsanını yönetiyor; hedefler, düşler... Beklentiler...
Bu nasıl oldu... Bu nasıl olur... Bu nasıl olabilir... Bu şaşırtıcı bir
durum değilse şaşırtıcı olan ne!..
Nasıl bir DÜZEN
üzerine kurulabilir tüm bunlar... Bir insanın sıcaklığı bu betonun içine
gömülmesi nasıl tercih edilebilir. Bunu açıklayabilecek dirençler nedirler…
Nasıl bir düzen üzerinde onu destekleyici düzenler kurmaktayız ve buraya
savrulmaktayız…
Düzenin; alıcısı ve
üreticisi vardır...
Nasıl oluyor da
sonsuza açık canlılığımız; insan düşlerinde akarken; tüm zamanlarda ayrı ayrı
denge ve ortam arayışı ve inşasını; bir DÜZENİN ellerine teslim edip;
canlısını bu denli yanıltır ve aldatabilir...
Yaşamındaki bu tabut
içine nasıl girebiliyor. Mutlu olma yollarını diğer yollardan nasıl ayırabiliyor! Kendini
yanıltmanın arayışlarında durmadan, durulmadan bu ayarlarla ilişkisini
sürdürüyor kafayı yemeden. Bu mümkün mü.
Duygularımız ve hissettiklerimize, gerekçeler yüklemeden sosyal bir alana
taşıyamayız...
Onlar, tanrısal veya
büyüsel güçlere havale edilmiyor ise; ilkesel olarak herkesin anlayabileceği
rasyonal bir hikaye içinde algılanabilir...
Etkililik göstergeleri
geri dönüşümlerdir. Reytingler. Başarılı olmamızın kazandırdıkları.
Rutinleştirdiğimiz tüm davranışlarımızın arkasında sayısız tekrar ve betimlerle
bu süreçler (
deneyimler) kişiliklerimize yerleşir...
Her alışveriş ortak bir hikaye etrafında oluşur..
Sunucu ve taşıyıcı
ortam ile, velinimet olan kuşkusuz alıcı olandır...
IRAK' ta yüz binlerce
ölü ALICILARI kimdir...
Milyarlarca insan
kendini ALDATMAYI nasıl başarmaktadır... Ve bu ALDATICI
ortamda nasıl bir besiye eşelenilir; yenilir yutulur ki tüm bunlar hayattan
talep edilmektedir... Benzini, enerjisi ve hikayesiyle...
İnsan güdüleri ve
bilinçaltının, psikolojisinin süregen meraklandırıcı kampanya ve aşamalarla
yönetildiği, yönlendirildiği sır değil... Karşı olmak, nefret etmek; meta
üretilecek ortam için en uygun durum ve duygular olabilir.
İnsan, ortak
ganimetler karmaşasını bu şekilde ve bir şekilde üretiyor / tüketiyor...
TV haberleri:
Ölümlerle vitrinlenmiş... Aç meraklarımıza sunulan ölü sayıları...
Hijyen mutfaklarda hazırlanıp, masum servislerle evlerimize sunulan.
Zihinsel yoğun alışkanlıklarla bağımlı olduğumuz göstergelerine düşen bu
üretilerin devam algısı reyting talebimiz.
Bu ölü merakı enerji ile boşaltılan ve yeni dengelerle sistemi sürgit
güçlendiren duygularımız.. Üzerimize bulaşan... Nedir bu...
İnsan dirençlerini ve
masum seçeneklerini yöneterek, evrensel ortak tarihini yarattığının farkında ve
gücünde değil...
Tarihin yazılması onu yaşanan gerçeklerden ayırır. Farklı beklentiler inşasının
yeniden güdüleyicisi bir meta olarak işlev katar tarihe...
Bir metnin yeri; dil
ile dünya arasıdır... Her hikaye en
nihayetinde; insanın yaşamı ve kendisiyle olan iletişimine odaklıdır... Ve
güç oradadır!.. Oradan sahiciliğini bulur!
Canlı yaşama karşı
olan meta yaşam üreten projeler; toplumsal psikolojimizi oluşturan ALDATMA
etkilerini, mülkiyet meşruiyetlerini; yarattıkları tüm kurum ve
kültürlerle korur; kullanır ve yeni hareket alanlarını yaratır...
Küçük insan ALDANMADA
olduğu kadar SEYİRDE uzmandır.
Modern toplum üyesi
hastalığına eleştiriyi de bulaştırmış, inançlarından kurtulup rasyonel
bataklıklarda çırpınma seviyesine sıçramıştır.
Eleştirel algılama;
bilinç altı restorasyonlarıyla; "keyifli", özgür seçenekleri, "kaliteli
düşsel süsler" ile amansızca yabancılaştırılırlar.
Yeniden seyir yeniden
şekillenme kendini yeniden üretir... Ve yukarıda TV örneğinde
olduğu gibi, istemlerin neler olduğu artık anlaşılır değildir. Bu nevi bir talep
de yoktur...
Bu durumu ancak
monolog ilişkisi ve kedisine açılabilir insan... Mırlayarak...
Yalnız kalan ve
kendisini ALDATABİLEN insan elindekilerle derinlere inip avlanabilir ve bu
yalnız "sonsuza yolculuğu" içinde göreceli bir özgürlük ve konfor duygusu
yaşayabilir(!), kaybolabilir... Eşiğinde durduğumuz toplumsal gerçek;
hormonlu bir gerçektir...
Toplumsal
sahiciliklerimizi TV menüleri doyuruyor... Marka filozofları
görünmez atlarını bilinçlerimizin altlarında dörtnala koşturuyor....
Sevgili babam.. Sistem, gelişmeyi
beklediğin bireyin içine mahkum etmiş seni... Doğaya, sana ve bana ait
olmayan bir şey olmuşuz anladığım... Orjinalimiz (vardıysa)
iyice bir bozulmuş... Yabancılaşmışız... Ve evet sen; ailemizde
en fazla sen BÜYÜMÜŞSÜN. ... Her akıl gibi...
Evrensel duygulara kapanmışsın...
Tanrısal şeyler ile
insan kültüründeki hiyerarşi benzerliği gözalıcı...
Yaşasın ışık, yaşasın
gece...
30.10.2007
"Lara...La.."
güzel oğlum
oyununa sunu■
Güneşe düşen geçmişgün yazı/
Lübnan, Filistin,
Irak... Devletler düzenleri
için, öldürmeyi; korkuyu seyrettirmeyi seviyor...
Tarihsel omurgamız bu...
Sistemler, kurallarla döşeli mutlu düzenlerimize "cızzz.." lar.
Hayatın gücü kimde!..
Rasyonel modern insana, zamanın göstergelerine teslimiyet ve
tüketim mutluluğu gerek...
Nerde bu işin başlangıcı...
Dünyayı bu şekliyle meşrulaştıran düzenlerin, minik beyinlerimize öbekli
çatışma ve tüketim egemenliği mutlu(!); beklentileri içine sıçmak gerekir
önce...
Bu masum tutum ve eylemlerimizi yeniden ve yeniden;
evrensel akış yönüne ayarlamak gerekli... 28,07,2006
Trabzonda idik...
Mahkemeye
gittik... Babam iskambil falı açtı, ben
fotograf
■ çekerek
rahatladım...
15.09.2007
banka ve akıl.../
Sosyalleşme;
varolma koşullarının ürünü... Dayatması da denebilir... Tüm
sosyal canlılar çatışma ile dayanışma ritüellidir...
Çalışmayla işlemeye başlayan insan düşüncesi ile, ampirik gözlem,
bilimsel sistemler düzeni içinde açıklanabilir; kendimizce tasarlanmış
organizmamıza dönüştürmüşüz kendimizi... Duygu, içgüdü
ve bilinçaltımız bu operasyonlarla(!) sisteme uygun canlımızı
icat edip duruyor...
Benim gibi üst sınıf hayali kuran orta sınıf kafası karışık insanları ilgilendirebilecek
iki mektup var elimde.
Birini ben yazdım.
Küreselin gözü kara... Ağızlara
biber sürerken kurumsal gücü yerli yerinde miymiş
görebilirsiniz...■
24,08.2007
BilinÇ sosyal
ritüele itaatli...
Birey manevi
çöküntüleri tercih ediyor yine de... Kültür dayatısına itirazları
barındırsa da!.. Parasal kayba karşı olmak; ölüme karşı koymak
gibi!...
07,10.2006
sisTem
dışı ayıltıcı,
öğretici...
Sosyal şablonun modern dünya içinde başarılı olma
bedeli yüksek... Çocuk, terörist, anarşist, psikotik; hangi neden sunma
iradesi onları açıklayabilir...
06,10.2006
İnsan
açgözlü değil...
Öyle doğmaz... İhtiyaçları, güvenliği; sosyal yaşamı; bu tutumu ona
dayatır... Sisteme egemen olanlar bu fobiyi besler, bu
fobiden beslenir... Dolaysız ilişkiler; dayanışma, yardımlaşma ve
paylaşmadaki yabancılaşma derinleştiği günümüz hayatı
banka kamçılarıyla
sürekli düzenli ve yeniden
baştan aşağı
kutsanıyor...
04,10.2006
Bir Süredir;
kitlesel
yabancılaşmalı;
güvenli, mutlu dünyada gözümü aç ve açık tutma uyarıları içimi
kötüleştirdi!... Rasyonel düzen, başa gelenlere neredeyse kusursuz
analizler kestiriyor... İnsan davranışlarını matematize eden
yasalar büyük oranda algılanıyor... Şimdi ve gelecek; aklın
merkezde olmadığı evrensele iyiden yabancılaşabilir mi.. Ben
sanmıyorum.... Modern dünyada tutunamayan bu söylemimi; maddi yaşamdaki
başarısız yanılsamamı; terörist, asalak, psikotik; sistem dışı kardeşliğe
sunuyorum... Pislik sonra bulaşır... Başlangıç, naif bir oyun;
sosyalde sürekli evrilecek olandır...
30,09,2006
Kapital,
merkezde oturmuş,
küresel
sistemini inşa ediyor... Paragöz kamusal
alanları söküyor, yeniden yapıyor. Sosyal farklılaşmalarla
güvenlik sorunları, şiddet ve baskı artıyor... Meta ile dost olmak insanı yerde
süründürüyor... Merkezde insanın olması; kardeşlik mümkün mü... Sosyal
ihtiyaçlar yabancılaşmadan ötekinde karşılığını bulabilecek mi... Cevabı basit
tabii:
paranın ne gücü olabilir!..
19,09,2006
Lübnan,
Filistin, Irak...
Devletler
düzenleri için, öldürmeyi; korkuyu seyrettirmeyi seviyor... Tarihsel
omurga bu... Sistemler, kurallar ve mutlu düzenlerimize legal "cızzz..."
lar... Hayatın gücü kimde!.. Rasyonel kültürün modern insanına, zamanın
göstergelerine teslimiyet ve çatışma ve tüketimin mutluluğu gerek...
Nerden başlamalı... Önce; dünyayı bu şekliyle meşrulaştıran düzenlerin,
minik beyinlerimize öbeklenmiş çatışma ve tüketim egemenliğinin mutlu(!);
beklentileri içine sıçmak gerekir... Bu kendi masum tutumlarımız ve
eylemlerimizi yeniden ve yeniden; evrensel akış yönüne değiştirmeli...
28,07,2006
Gilles Deleuze:
Sanat
eseri iletişim aracı değildir. Enformasyon kırıntısı içermez. Buna karşın, sanat
eseriyle direnme eylemi arasında temel bir yakınlık var. Evet, işte tam da
burada, sanat eserinin direnme eylemi olarak enformasyon ve iletişimle bir
meselesi olur...
23,07,2006
Paul Klee
"Biliyorsunuz,
eksik olan halktır"
der... Söylediği şey; sanatın halkını arama ve yaratma süreci olduğudur...
Direnişin önlerinde bir yerlerde saf tutmaktır... Filistin halkıdır... Hizbullah'tır...
Günümüzde faşist işgal, tarihin en soysuz yönetimleri ve yöntemleri ile... Sanat
insandır ve direniştir, evrensel yaşama dair tepki vermektir...22,07,2006
Picasso ve Rodin
İstanbul'da...
Büyüklüklerine oranlı, "kıyak bütçeleri" ile yaşadığım şehirde...
"Para ve şöhret" sanatsal işlevin doğası gereği ölçü tutulmaz...
Sanatı ile para arayışı olan, yaptığının
şey'leştiğini bilir...
Para / sanat iyi ikili değil ve zamanın gözdesi kuşkusuz paradır...
Ya sanat ya para durumunda; sanatı sergilemenin püf noktası olarak; oyun
havuzunda sihirli dünyasına odaklanmış sanatçıya; sipariş verme
niyeti ve ortamını kavramak gerekir...
Kumdan sihirli kule oyununun ele geçirilerek(!) birilerine
"sunulması" nasıl anlaşılmalıdır... Sanat metasala
dönüştürüldüğünde; bu amaçtan beslenen, sanat züppeleri (!) ve
tüketicileri gelir kum havuzunu doldurur; içine sıçarlar...
Durum aslında hiç masum değildir...
Ortamı yönetme iddiasında olanlar; bilinç altını rafineleştirerek,
koşullandırılmış davranış; "özgür"(!) dünyalar;
yaratır, yönetirler...
Bu şekilde yüklenmiş ve vitrinlenmiş ortam, metalaşmış her türden
alışverişi sağlar.
Sanat burada; tüketim ürünü, hizmet ve marka satış ortamına "kıyak yapar"...
Kıyakçı sanat; demokratiktir, meşrudur ve sosyal sorumluluk duyguları
maksimalize edilerek, sergileri moda isterisine dönüştüren çok
uluslu şirketler ambiansıdır...
Picasso'dan etkilenirim... Rodin'i severim... Bu tür yaratılı ortamlarda
alışkanlıklarımı gözden geçiriyor; değişiyorum...
Üzüm yemek yerine bağcıya odaklanmam gerektiğini anlıyorum...
Yaptığım işte bu...
Küresel tacirler sanatı sadece sunmuyor; ölü tanılarına, canlı organ
nakli yapmaya çalışıyorlar...
Ortamı ruhsuzlaştırarak; şeylerini sonsuza kadar mutlu
yanılsamalarla tükettirip, kıçlarını temizledikleri kitleler ve bağımlı
ilişkiler yaratıyorlar...
Tacir işi... Varlık oyunları bu...
Eklemlenmeye çalıştıkları egemenlik öyküleri, tarihsel sorumlulukları...
Irak'ın parçalanan gövdesinde dünya kamuoyuna karşı sürdürülen
ganimet yağmalamasında(!) medyatik ortam ve gösteriyal
mantık; estetik ve tepki(!) profili ile benzer yönetim alanları kullanılıyor!..
Aynı irade her yerde ve şekilde ve herkese karşın devam ediyor(!)...
Yaşadığımız zaman bu...
06,07,2006
Düzen
arayışını sanat
ortamında şekillendirmiş birinin (örneğin ben) iş ortamındaki başarı seviyesi
düşük oluyor... Sanatsal ve felsefi söylem; şeyleri bozma tutkusu;
yıkıcılık, inançsızlık; tersine şeyler bunlar; iş değil...04,07,2006
İçimdeki
düzenin
dışarı ile
ilişkisi berbat... Bir süredir,
maskeli balonun çöken sahne çukuru içindeki belirsizlikte debeleniyorum...
Aslında bu çok iyi... Negatifliğim yalnızca sosyal bir refleks... Bir
refleks...
03,07,2006
Rasyonel...
Faydacı....
Tek tip...
Çabuk ürer,
çabuk biter; ötekini yapar, yok eder... Tüketimi sever... İyi, güzel ve
deterministtirler... Akıllı düzen, düşlerini böylesiye dönüştürmüştür...
26,06,2006
Şu büyük,
büyük orta sınıf...
güç...
Enerji... Hakimiyet... Para ... İş... Hırs... Başarı...
Dışlanmadan da kurtulmuş(!),
"Yeni özgür", hayatın jandarması; işin başını bekliyor...
"Güvenliği" aklı ve hayalleriyle deodorantlanmış; tartışmasız meşru,
tartışmasız biricik; tartışmasız aşağılık bir geçmişin sahibi...
24.06.2006 /
54 yaş söylemi
Düzene un
sermek...
Tasarlanmış ortamlar, risk
ve zevk... Paralı asker... Irak macerası... Afrika safarisi... Boğa
güreşi... Araba yarışları ile sonsuza bir oluşumun dip firizlerindeyiz...
İnsan atalarının doğada yaşadığı ritüeli, rasyonalistler ne kadar
anlayabilir... Hangi tehlikeli oyunda ararsak arayalım, köprülerin
altından çok su geçmiş... An be an öğrenme ve keşif dayatısının, günümüz
steril isterileri içinde, sahici doğal ilişkisinden ne kalmış olabilir...
05,06,200
Düzensize
değişimin
içinde
şaşmaz bir düzenin
olduğu nasıl geliyor kulağa... Küçük sapmalar ve karşı koymalara prim vermeyen
makro bir genişleme şifresi... Mikro madde davranışları determinist
süreçlerle yetinmiyor gine de... Belirsizlik... Düzen kaostan doğuyorsa;
sırasını bekleyen kaosların ortalarında olmalıyız... İnsan yaşam ve yol
haritasındaki güçlü kırılmalar buradan bakınca da görülebiliyor...
05,06,200
Düzensize akış
içinde,
düzen kurma ve yönetme
isteği bitirecek beni... Yapıp onarıyor görünüyor ama... Doğala karşı bu
erkle şiddet ve hoş görüsüzlük te benimle... Çatışma, direnç ve
stresin yönetildiği bu alanlarda, yaratıcılığın zirve yapma ve iradenin
kazık çakması aynı noktalarda oluyor... Kaos mu, düzen mi
çıldırtacak beni... İkisi de mi... Hangisine pozitif bakmazsam tabii..
Ben düzene teslim olmuşum... Düzensizlik baskı farkındalığım az... Güven
duygum hep göz kırpacak tanıdıklar arıyor... İrade yönetimli düzenler
kurma isteğimin; dayanılmaz Hitlervari enerji cazibesi bütünümü ele
geçirmiş...
04,06,200
İyi
insan!..
Kötü insan
diye
bir şey mi var... İnsan içinde bulunduğu şartlar da tüm olasılıklara
açıktır!.. Cebinde para olanlar içlerinde var edinebileceklerini legal
ortamlarda sürdürürken; ötekiler; mistik, parya, psikotik, vahşi ve
terörist; rasyonel söylem ve sermayenin dışlamış oldukları; şiddet, üreme,
barınma, eğlenme, acı çekme ve diğer duygularının dayatılmışlıklarını yaşar...
Güzel ya da doğru olan ne... Hangisi insana uygun düşüyor... Kim biliyor...
21,05,200
Başarılı
olmak!..
Yaşamanın
anlamlı duygusu!.. Yaşamın iğdiş edilmiş heyecanı... Ölüm, yaşam
döngüsü bu merkezli algılanabilir değil... Belki de, egemenlik savaşlarının
heyecanlarını güdüleyen şeyler bu başarma duygusundan destek alıyordur...
Yaşamın kendisinden başka ne amacı olmalı(!)..
21,05,2006
Baskı
altına alan
tüm şeyler;
bildiklerimiz ya da bilmemiz gerekli(!) olanlardır... Oysa her şey gibi
özellikle insanın tüm bunlar dışında olan şeylere; evrenin algılarına ihtiyacı
var...20,05,2006
Çanakkale
onsekiz
mart
üniversitesi Haziran'2006 kampüs etkinlikleri...
İstanbul'dan bir kaç profesyonel tiyatro Haziranda bölgede...Tersişler■
de planlıyoruz...16,05,2006
Hayata
katıldıklarımız,
beklentilerimiz...
Önemli... Çok ama çok... İnsan düşleri ve maddesel enerjisini manuple ederken
katkı ve beklentilerini iyi okumalı... Reklam filtreleriyle orjinalini
tüketmemeli... Toplu sistemler tercih edilmeyip, altın kaselerde
sunulan bireysel tüketim alan ve alışkanlıklarını, olağanı sorgulamalı... Devlet
yöneticileri, tüketim düzeninin küresel memurları... Sermayenin istediği özgür
birey tipinin yasalarını çıkarıyorlar... Adına özgürlük denilen zırvalıklar
dolaşıyor ortalıklarda... Cellat gibi tüm markalar... Kamusal alanlara
saldırarak avlanıyorlar... Oysa insanın ortak alanlara; özgür,
eşit, bağımsız dünyalara ihtiyacı var...12,05,2006
Evrensel
akışta olmanın
karşıtı nedir!..
Ben zırhı giyip savaşmak... Enerjiyi hissetmek ya da inanç oluşturmak her
durumda da çok farklı... Dirençler yönetimi, şeyleri acil olandan yana(!) kurban
ediyor... Ortak kavramlar,
Evrensel savaş ve
biraradalığımız...
09,05,2006
Hayatta
kalmak, iş
düzenine katılmaktır... Kapitalde
şekillenmek, kendin olmamaktır... Sanayi toplumunun çığ gibi büyüyen üretiminin
çalışma saatlerini azaltmazlığı, sosyal ve bireysel alanları sınırlıyor...
Bu sabotaj sonrası neo liberal emperyal, gevelemeden kamusal
alanları pençesine istiyor... Konfora, doymaz masum isteklere
bulaşmış dünyada sermayenin yanında ya da karşısında olmak meselenin tümü
değil... İş içinde şekillenen hayatların; büyülü bir dünyaya;
evrensel duygular yaşamaya dönüşmesi uzak bir hayal mi...30,04,2006
"İyi, kötü,
çirkin,
doğru, suçlu... Doğada hiç olmayanlar
onlar... O sıçramalı, çatışık ritüeldeki bilinç
baskılarımız... Üretim ve eylemimizi dönüştüren rasyonel söylemle
doğayı ve kendimizi becerdiğimiz... Hak, denge ve düzenli, mülk ve değişim
değerli doruklarda tüketilen başarıya odaklı birey(!)...
İçi tüketim psikolojisiyle motive edilmiş özgürlük yanılsamalı zevkler...
Ve alışkanlık ve sıradanlıkla düzen üzerine meni akıtıp oynaşan
bedenlerle... Refah yüklü piyasa, insan hakları, iyi,
güzel kavramlarla doyma isteği, sürekli bir iç boşluğu...
28,04,2006
"İnsanın, insana
karşı
olduğu
dünyanın" fotoğrafını çekmek ... Farklı olandan, egemenlik algılaması çıkaran
ruha karşı olmak da tek başına yeterli olmuyor... İnsana egemen kültüre
karşı olmanın yanında, mutluluğunun resmi de gerek...
25,04,2006
Geberen bok böcekleri
... Bush
ve uluslararası sermaye üzerlerimizdeki hesabı yapmışlar...
02,04,2006
Birey...
Benzersiz, tek...
Yaratıcı... Ego sahibi... İçinde öfkesi, sevgisi... Paylaşma ve dayanışmaya
karşı korku ve ilgisi...
Risk
altında çoğalma ve
kimlik kazanması...
Bireyin kendi ile ilişkisinin başlayıp bittiği yer;
korkuları, sosyal varlığının içgüdü ve tercihleridir...
Toplumsal yanılsamalar arasında oluşan kimliği; evrensel
titreşim yerine, derisi altındaki
mutluluğu
tercih edebilir...
Yanılsamalı
determinist belleği; ilişki ve ilişkisizliklerle yönetişir... Algıladığı
tüm duygusal titreşimlerle, gelecekte olmayacak olanı yaşar... İnsan
yüzünü ötekine
bu şekliyle de açar...
01,04,2006
Ayvacık
ta
idik
Assos'u fotoğrafladık... İki gün
Işık, renk ve doğa... Yerleşme isteği ile arsa ve felsefe okulu
projelerini konuştuk sev gili
Vuslat
ve
Uğur
Şahin'in işliğinde.
Küçük
Hasan'ın azimli
işçiliği okula
gitmesi için verilen desteği azaltmıyor. Abdullah ve eşi İlkay'ın
etkili olgun kavrayışları, Cahit'in
pozitif
enerjisi,
Grand Assos nezaketi belleklerimizde
İstanbul'a dönüyoruz...29,03,2006
Hiç
birşey(!)
liğim
ile herşey
liğimin
orta yaş üstü ile ilgisi şu; genç insanlar böyle bir övgü ve iyi
puan
ile
değerlendirilmezler.
Geçmekte oldukları biçimlendirilecekleri cehennemde
ne kadar yanacakları ve şekilleneceklerinin öngörülemiyor olması ile ilgili... Sadece
bu...
23,03,2006
Bodrum
değişim
projesi üzerine
düşünüyoruz.
Bodrum yarımadası tanıtım vakfı Boytav ve 11 belediye, ortak
girişim (tasarım / yapım) grubu, 5 yıl yapısal dönüşüm
ve kendini yeniden tanımlama projesiyle bir arada. Eşimin
sponsor ayağına katıldığı bir projeye ilgisiz durmuyorum.
Yönetmen dostumuz Nuray Bilginer ile Kentsel dönüşüm içerikli bir
TV programı üzerine düşünüyoruz. Mimar Ünsal'ın proje yönetiminde olduğu
ekip , 10.000 km uzaktaki Japonya kuzeyi Rusya toprakları bir adada,
Amerikan petrol şirketi Exxon yöneticilerine petrol aramaları için yaşayacak yer
üretmekte. O uzaklıktan Bodrum projesi görünümü: Bodrumu tukettigimizi,
insanlara birak eglenecek yer saglamayi, dolasacak yer bile birakmadigimizi
bilmek gerek. - Batının 200 yıllık fabrika merkezli kurumları ve demokratikleşme
macerasını biz 50 yıla aktardık... Sığmayanı AB yönetiyor... Refah projesi
ile dayatılan rol; doğal içsel bir demokratikleşme gibi; yanılsaması,
eleştirilemezliği ve tek seçenekliğiyle sunuluyor. Küresel refahın dünya
halklarına maliyeti ile ilgilenilmeden;"refah toplumu lafları" ile
ağızlar sulandırılıyor... -
Daha onemlisi, - diyor Ünsal - gocebe kulturu ile buyuyen bir ulusun gittigi
her yerde neredeyse hicbirsey uretmeden, var olan hicbir degeri korumadan, tam
bir mirasyedi mantigi ile ortaligi bok ettikten sonra daha rahat sicabilecegi
alanlari bulma arayisinin temel bir durtu olarak hala varligini surdurmekte
oldugunu da kabul etmek gerek.
12,03,2006
"Ayrık otu"
mu yeni değerler
uğruna boş eller ve
şaşkın kahkahalarla düş tahtımdan
tekmeliyorum...
İçi boş kavramlı sesten balçıkta
şiire
ve
yaşama
gerekli olan yok... Sonsuza akan duygu kaynakları
içinde olmak!..
Kaybettiklerini, aradıklarını görmek, yeniden sonsuza
terk etmek...
12,02,2006
Rutin mezarlar /
ım...
Değişimin
içinde oluşan değiştiremediğim düzen ve kavramlar.. Herşeyi yolunda sunan,
sonsuzluğa hükmeden piramitlerim... Yaratıcı korku ve acı
nöbetlerim... Erken bir zamana ait düşlerim, bedenlerim...
12,02,2006
Doğal akışta
tek yasa
dışı canlı
insan ...
Bu
matrix
hikaye, ilahi adalet ve bilimsel raslantılıdır... Akıllı
yaşam... Sosyal çıkarları bireyleşerek doğayı ve doğalı dönüştüren
virüs...
Yasal virüs... Yasaları doğaya egemen... Doğalı
çökerten...
Yasal ve olağan olan...
Doğala karşı bir
doğal... Kontrol, iş birliği, yönetim ve oluşum disiplinleri kimliklerini
arıyor... Egemen kim... Doğa mı... İnsan mı... Küresel ısınmaya tersinden nasıl
bakılabilir... İnsan, doğayı ve kendini yeniden tasarlayabilir mi... Tümüyle,
yeniden... Genetik yapısı, teknolojisi, kültürü, parası pulu ve soyluluk tutkusu
ile... Geleceğin dünyası, insanın insan üzerindeki egemenliğini sürdürecek mi...
Fransız devrimi üzerine mi postu sereceğiz... Doğa bizi içine gömerek
üzerini
buzullara mı bırakacak... Doğaya karşı ve gizinde, galaksi yolcuları tanrı
torunlarımız
mı olacak...
11,02,2006
İnsanın
kendini en iyi
ifade ettiğini
düşündüğü yer ve araçlarına bakalım...
Ailesi...
İş, sevgili, çocuk, eş, anne, ev,
yurt, dil, din, içgüdü, iç ses... Kendini o vektörel noktaya koyup bakamayan bir
başkası için tüm bunlar ne anlama gelir. Tüm bu göstergeler; benzerleri,
çağrışımları ve ters duruşlarıyla da anlam taşırlar... Göstergesel bir anlamları
olsun yeter... Herkesin ve hiç kimsenin yaşadığı ve başka hayatların
tutunduğu benzersiz ve ortak noktalar zamanın hışmına uğramış... Değişim ve
dönüşüm içinde
bir aşağı bir yukarı uzaya
savrulmaktalar...
Değerler yeni kavram ve içeriklerle parçalanıyor, deviniyor... İnsanın
doğayla barış çubuğunu paylaşmayı düşündüğü zamanlardayız...
10,02,2006
İş düzeninde
şekillenmek...
Her tür
ilişkiler ile biçimlenmek... Oluşmak... Aklın ve Pragmaların sosyal düzende
tavan yapma yarışı içinde olmak... Gaza basmak... Tüm duygular ve
duygusal ilişkilerimizin bu içerikte ele geçirilmişliği... İş merkezli yaşamı
azımsamamak gerekir... Dünyayı, insan ve ilişkilerini ele geçirmişliğinden
yeterince rahatsız olmadan; ona karşı duramadan yaşamak ne kadar mümkün... Bütün
sanatlar yaşama sanatına hizmet eder demiş Goethe... İnsanın kendisi sanat... En
kısa varoluş yoludur bu. İnsan bilincinin o kum havuzuna bulaşması iyi fikir...
08,02,2006
İ nsan
karşılığını fazlası
ile öder..."Sanayi
toplumu büyüsü" girdabın merkezi olması... Dağ
başı ve köy hayatı
romantizmi, düş taburesinde... Ulaşılmaz
ve soluklandırıcı... Beklentiler tam karşılıklarını bulur ama; tatminsiz
tüketim baş döndürücü bir hız ve risk...
Hızın dışında
kırık hayaller...
İnsan yaşamı hangi dengelerde
sürdürülebilir görünüyor... Doğanın gizinde devinen sosyalle mi... Geçmiş
çağlardaki toplum ve doğa ile bütünleşmiş büyü benzeri... Rasyonel versiyonu...
Tanrı ile kuracağı bütünleşmeye ne denir ki... İnanç çağlarına bodoslama
bir geri dönüş için Tanrı nın kendisini tüm insanoğluna göstermesi de
gerekecek... Bir de klip çektirmeli... Bilimin içine ederek bu
mutluluğu sağlayabilir insanoğluna... Böyle bir şansımız var...
Sınıflı toplum, akıl ve rasyonelin bu demirden çağ ilişkilerinin dönüştürülmesi
başka türlü mümkün mü...
02,02,2006
"ses sanatçısı(!)"
uçuşan elektronik postalarından
portresine ulaştım...
Mistik dünya ile modern dünya arasına yerleşmiş bir mask... Akşam genç bir
dostum; gece klüp hayatı, madde bağımlılığı;
"İnsan eti ve kemik pazarı" ortamlarında, arka planlar, beklentiler,
çıkar çatışmalarını uzunca anlattı... Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt
Brecht, "Bay Keuner'in öyküleri" kitabının bir anekdotunda: Filozofun
dinleyicisine
verdiği konferans hakkında ne
düşündüğünü
sorduğunu yazıyor... "Hiç bir
şey düşünmüyorum" diyor dinleyici... Çünkü sizin
sesinizi,
görünüşünüzü,
oturuşunuzu
beğenmedim... "İyi ama..." der filozof "... Ben düşüncemin içeriği hakkında soru
soruyorum size..." "Ama!.." der dinleyici, "Ben sizi bu söylediklerimle birlikte
anlayabilirim". Şarkıcı Kadir Çebi'nin, seyredene sunduğu yakıcı poz ve
arkasında durduğunu sandığım söylemi ıskalamayı dilerim...
01,02,2006
Annem
telefonda:
Doğumumdan 53 yıl
sonra...
"Seni çok
seviyorum"... İyi duygu!.. Yaş 75... mücadele, iletişimsizlik...
Yaşayamadıklarımızın işgali altındayız... 26,01,2006
Sevgi ya da öfke duygularında
özdeşlik arayanlara 24 saat ambulans bulundurmak
gerekir... Bu duygular kültüre ödediğimiz bedel... Genellikle yükün sevgisi
önerilir... Oysa gerçek nötr olabilmektedir... Kültür bu uzaklıktan daha görünür
olur... Sevgi de, nefret de kontrol eder... Beklentiler yaratır ve bunları
ıskalatır. Bir zamanlar babam, oğluma "Bu yaştan sonra ne
isteyebiliriz ki sizin sevginizden başka" demiş... Bu sevgiyi aylık taksitler
halinde satın almaya başlamıştı... Kızım bu iletişime uzak durdu. Sponsor
maksimilizasyonunu beğenmedi... Harçlıktan, görüşmelerden vaz geçildi...
Tiyatral sahne çöktü... Pozitif bir durum(!).. İşte gerçek bu! Benim söylediğim;
materyalist faydacı olmadan nötr olabilmek... Bunu oğluma söylemiştim... Denemek
istedi... 26,01,2006
Şiddet peşimde...
Bunaltım ile çevre arasında denge kurarken; "Hah işte" denilesi durum ve yaratı
süreçleri sürmediğinde, iç dünyamda birikenler karşımda duruyor...
25,01,2006
İzlerimi nedensiz göstergelerde
aradım... Dışarı atılmaya hazır duygularımla... Simba'ya benzer...
İletişimsizliğin ya da iletişimin(!) birikimleri... Refah projeleri bu
çatlakları giderebilir mi... Irak'a kurulmaya çalışılan omurga batı
kuyruğuna dönüşür mü... 24,01,2006
iyi,
kötü...
Sevgi ortamlarında
Pozitif, negatif alanlarda... Nefretin
sosyalliğinde... İyi mi iyi, kötü mü... Nefret mi iyi, sevgi mi...
23,01,2006
Gerçek
sorun, beynimde...
Davranış tümörüm... Önyargılarım...
Hayata farklı yüklemeler yapıyoruz...
Kimlik sorunları bu sosyal kişiliğin
parçası...
Doğalı mı savunmalı uçağı mı...
Düşünmeli...
22,01,2006
Atölyenin
üst komşusu
yaşlı
bir Ermeni
hanım... Binada
toprak sahibiymiş... Simba'yı geceleri istemiyor... Havlıyor... Bu
semtte hava limanı var; tam bir ses kirliliği... Uçaklar pes ettirince,
köpeklere kafayı sıyırmış... Simba'yı gece eve götürüyorum...
21,01,2006
Annemle
tartıştık...
Sevgisi ile yönetmek
istiyor... Oyununa eklenmemi... Bayramda neden gelmemişim... Karşılıksız
sevmesinin kendisine ne kadar iyi geldiğini test etti... Herşey yeniden
yoluna girdi... 20,01,2006
İhtiyacım
var...
Mutlaklığımla
uğraşmayanlara... Varlığımı tanımlayamaz olanlara...
16,01,2006
her gün
yazıyorum
bu ara...
Söz; yalan, tacir,
gerçeksiz ve güçlü. Yol mu arıyorum; pirinç taneleri mi bırakıyorum...
16,01,2006
Bu sabah
renk var
insanlarda... Simba kızışık...
Bugün pazar... Sahildeyiz...
Bir saat maceralı yürüyüş...
Desenlerimden, kendi
yabancımdan tanıdıklarım gitti...
Acılı
insan renkleri önüme
düştü...
Değişen benim... Üzerinde
çalıştığım resimler var...
15,01,2006
Sanatçının
görevi yok...
Mülk edinilip yabancılaşılan
ortam ve mekanlardaki meta ayinlerinde
toplumun sanattan
beklentisi yok... Oyun havuzundaki çocuğa... İş olduğu bile su
götürür şey için aşırı para isteyen disiplinsiz
şarlatana ihtiyaç duymayabilir... Toplumun sözcüsü olmadığı besbelli üstelik...
Gün; doğrunun siparişini
veriyor...
O, imajların modern görüntüsü; bir
yama...
14,01,2006
Boyalı
su içenler
kendilerinden geçiyor. Kazançlar savaş ticaretinde kullanılıyor. Batı
uygarlığının uluslar arası markalı savaş makinaları Arab'ı öldürerek
gazını alıyor medeniyetimiz mutlu oluyor!.. "Hayatın gerçek tadı",
"Paylaştıkça"... Şaka gibi. 06,01,2006
aksadığım...
Davranışlarımı kafamda oluşturduğum taslaklara göre genellikle
yönetmiyorum... Doğaçlamalar beklentileri karşılamıyor. Bir kalıp... İstenen,
aranan bir kalıp... Vazgeçilmez olan; "Benim istediğim gibi ol... Beklentilerimi
karşıla... Lütfeeen!.."
06,01,2006
kitlesel insan
seçenek...
Önemli olan çukur... Hacmi... Derinliği... Beklentilerin oluşturduğu batma
bilinci...
06,01,2006
hayatı
iş, aile,
alışveriş kurallarına
göre düzenlemek meşru, anlaşılır... İçine bir tutam duygu... Gel keyfim, öl
yaşam...
05,01,2006
Resim
ile
uğraşırken; dalgaları ayakla kışkırtmak gibi; şekil ve yoğunluklardan alınan
hazza benzer bir algıya; desen, boya ile, bir tür eğlenceli çabaya ihtiyaç var.
Beğenileri geliştirirken tüm değişkenler; ışık, renk, leke, resim, ressamlar,
şiir ve edebiyat etkisinde oluşan dalgalar üzerine yerleştirilen sörf tahtasının
üzerinde yeni dalgalara göz atmak...
24,12,2005
Ölüm;
yaşam
abartısında olgunlaşarak algılanıyor.
Yaşanan anlamsız saçmalık ortadan kalktığında sen selamet ben selamet...23,12,2005
Büyük
bir adamım.
Beni
alnımın ortasından vuracak ilişkiler arıyorum. Bela buluyorum yaşamaya...
22,12,2005
evlilik
kurumunun
sabitleştirdiği değerlere yapışıp kalan özgür bedenler... Değişen ve gelişen
varlıklar; mutlak zirve bataklıklarda, her tür mas edilmişlikleri,
mutluluk olarak algılamakla yükümlüler...
21,12,2005
Köpek
meselesini

açmam gerek...
Tekli
bir gerçeklik
olmadığını;
benim de haklı olabileceğimi söyledim Sibirya
kurdunu dolaştıran çocuğa.
"Ben size tasmalı dolaştıramazsınız diyor muyum"... Bizimki Golden
Retriever... Ve dolaştıran
çocuğun Simba'ya saldıran bacağına bir ve iki tokat ta yüzüne vurarak yaptım
bunu... Dostluk çayı teklifim kabul gördü... Gelen
giden olmadı... Yine kötü bakışmalar...
20,12,2005
Simba
kavga etti.
Ben de... O da ben de
saldırganlaştım... Neler olduysa(!)..
Çevreden gelen yargı; "mülkiyeti korumak" oldu... Tasmasız
dolaşamazmış, böyle romantiklik olmazmış... Zapt edici ortam herkese iyi
gelirmiş... Aforoz oldum... Gelecek böyle tasarlanmış anladım... Özür
diledim...5,12,2005
yeşilköy
sahili
ışık,
gökyüzü dolu...
Renk... Dalga sesleri... Güneş ve rüzgar... Martı, fotograf kareleri,
kediler... Direnç çatışmaları, içgüdü, çözümleme, yaratıcı süreçler...03,12,2005
şeyler
ve olguları
hangi göstergeleri içinde zihinsel dükkanımıza oturtuyoruz. Kendimizi ve şeyleri
yabancılaştırdığımızda aşk ya da anarşi devam ediyor...02,12,2005
iş merkezli
dünya düzeni(!)
ortadan kalktığında... Birilerine uyan hak ve özgürlükler... Mülkiyet,
pazar kurumları, hiyerarşi, değişim değerleri için çöplükte yer kalmayacak...
10,11,2005
Candelim...
Karşı
benim...
Belirsize, kuraldışı olana, düzensize
tutunan... Yolumu aydınlatan... 03,11,2005
Zevk
ya da acı
için
var olmak tuhaf... Kültür kalıplarına
bulaşmamak
iyi...
02,11,2005
insan
eskiyi
seviyor,
yabancısından
korkuyor, alışkanlıklarından
vaz geçmiyor... Ölüm korkusu yaşamın
duygusu oluyor... En iyi savunmalar en iyi saldırılarda inşa ediliyor...
30,10,2005
Picasso
resmindeki
kuş
sesinin duyulmasını boş yere ister...
İnsan, varlığının güçlü parçası
iletişime tapınmakta...
Konuşarak
yok olmayı
seçmiş...
Var olma bilinci kavramlarla algılanabiliyor (!)...
Tanımlara indirgenmiş...
İnsan yaratısı
bu sihirli güç alanına, kavramlarına
yabancılaşmış; park etmiş.
Söylenen egemen, söylem
yenik düşmüş. Satış peşinde bir üretim olan bu rasyonel tapınaklar,
pragmaları uğruna
resimlerdeki tüm kuşları kafeslerinden çıkarıyor,
kafalarını patlatıyorlar
!...
30,10,2005
dil
ile
dünya
arasına kazık diktik kendimizi(!)...
26,10,2005
Yaratmak
sosyal
süreçlerde ... Bir
ve
tek...
İçeridekini sahneye
çıkarmak...
İndirmek... Yeniden...
06,10,2005
eylül ardında...
Üzerime yapışan
bu acınası suçun nesine sahip çıkayım...
Cehennemlik bir duygu ile, nereye gidilir.. Cennetin
serin
boşluklarında kültür
şakalarıyız... Tanrı insanı
cennetinde yarattı!..
Cehennemlik olan
düşüncedir!
Cehennem rasyonel, rasyonel olan da
cehennemliktir...
İşte modernistler cenaze merasimleri ile alacaklarını
topluyorlar meydanlardan.
Irak'ı
aydınlatan estetik
rezalet; Leş başı, sümüklü
mendiller, kahramanlık öyküleri, şarkılar, maaşlar, pirimler…
Tekmeyi yiyen biz kahramanlara; bu köle ruhlara
oh dedirten şey; konforlu yaşam,
ödenen para
...
Birlikte olmamızın sihiri...
Bu bilinen ve lanetlenenin lanetiyle yaşamak!.. Çeyrek milyon,
gölge Hiroşima’da...
Kemik, kan ve yanan leş kokusu almayan
bu
ilkel medeniyeti
kim yıkayacak…
Kanayan bedenlerimiz ve
barbar keyfimiz ile acınıp,
bir kırmızılık
göremeden; post
modern,
son bir eğlence… Toplu iğneden yaşama… Bu
mülkiyetsiz…
Tanımsız… Ürkünç ya da çekici… Hangi değerler ortak ölçü ki!..
04,10,2005
hiçlik..
Farkına
vardıkça
yabancılaşan
ve algılanamayan...
Kültüre ait olana
görünmeyen...
03,10,2005
Yeterlik...
Yaratıcılık
ve değişimin
yönleriyle dans etmek...
02,10,2005
|
|
|
lara..... La...
(Güzel
oğlum)
Baba patron ölüm döşeğinin keyfini çıkaracaktır…
Varlığını 4 yaşındaki oğluna bırakacak… Ona günümüz değerlerini öğretmeye
çalışacaktır…
Sosyal karşıtlar yeni bir inşa sürecine açılır…
Daha gelişmiş hangi değerler var (!).. Bu boşluk ve tarihsel
görünüm; yeni, belirsiz, naif olanla etkileşime girer… "Ölüm
döşeğindeki kültür” oyunun eğlendiren yanıdır... Onu reddetmek ya da
kabul etmek yaşamı da oyunu da çözmez… Sınıfsal eleştiri içerse de,
ideolojik bir yargı oluşturmaz!.. Seyirci doğruyu, yanlışı ayırmak
zorunda kalacak ve taraf tutacaktır… Yeni değerlerin altı çizilir…
Yön aranır…
gerçekGüzeldir
Düş ve
gerçeğin içinde sıkışan tek kişilik oyundur.
"Yok olma" sınırındaki benliği savunur.
Kendi gerçeğini arayan "zamanımız insanı" savunduğu mutlak ben liği;
ölü beyaz, yabancı tarihsel kukla görünümü.... Sahne duman, pembe
beyaz bol ışıklı, tiyatro salonu aydınlıktır. Seyirciye kabus
rolü veren oyun, izleyiciyi gerçekle düş arasında sıkıştırmaya
çalışır. Savunulan değerler yoğun gerilim yaratmaz. Seyircinin
düşünce süzgecine uygun uzaklık arar.
Her şey hiç bir şeydir...
Değerlerle giderek olumlu etkileşime giren "tarihsel insan"ın
boşluğu somutlaşmaya başlayınca; insan algıları ve mutlaklık
bilincinin, belli bir zaman ve zeminle koşullanmışlığı ve sınırı da
izlenir. Ölüme karşı insan kültürü, yeniden sorgulanmak
istenir. Çağı "Yeni bir gözle" değerlendirmesi beklenir
izleyiciden. Oyun günümüz karmaşasına, değerler sunar; sorgular,
sorular bırakır...
Sabah mı olmuştur, yeni bir düş mü başlar.”
tekKanatlı Kuş
Sınıflı yaşamın oluşum öyküsü…
İnsan duyumsayabileceği değerler üretemediği; ölümün kol
gezdiği bir dünyada bulur kendini.
Günümüz dünyası "Ölüme karşı bir ölüm" gibidir.
Oyun rollerden oluşur.
Her rol oyunun parçası; toplumsal yaşamın nedenidir.
Tarihsel bilinç, doğa,toplum süreçleri (slayt, mask, modern dans,
koro ve ses montajları ile) görüntülenir.
Dünya ayinindeki, korku ve kahramanlık inancının estetik sorunu
irdelenir.
Amerikan film stüdyolarında üretilen "Duygu birliği", yaşamın arka
düzlemlerinde çözümlenmeye çalışılır…
"Irak savaşı" göndermelerinde işlenen savaş oyunu; teknoloji
kıskacındaki değer değişimine yeni bakışlar arar.
Savaşan general masumdur. Medyadaki periyodik haber; "Sonunda ne
olacak" odaklı bir bahisle tüketilmekte; doyuma
ulaşılmaktadır...
Öldürme hakkı kimin olmalıdır?.. Kahramanlık ve alçaklık
değerleri arasındaki fark nedir?.. Şiddetsiz bir dünya şiddetle
yaratılabilir mi?..
Değişik bütünlükler şaşırtıcı görünümlerle bir aradadır. Kimse
suçlu ya da suçsuz değildir.
Bu hep böyle sürüp gitmeyebilir.
Finalde ödüllü bir yarış yerine döner tiyatro.
Seyircilerin arasından sahneye çıkan yarışmacı ile tiyatronun meta
yapısı tartışılmak istenir.
İzleyici oyun siparişi veren, satın alan; kendiyle yüzleşecektir.
Yazarın yazdıkları oynanmaz. Her şey birbiriyle ilişki içindedir ve
yaratılamayan ne varsa!"
|
|
|
şarK ıda
Beden
Bilemediği duvarlar içinde
bütünlüğün özenine seçili ben...
Sayısız
büyülü parçacağı yarına
dönüştüren denek...
Yorgunluk üzerindeki yine de!
Doğanın gerilimleri
geçip giderken içinden,
Kimselerde kalmayacak
Başka oyunlara dönüşüyor ya...
O düşler
törenle sahnelerden inerken,
dağılır
doğaya;
ölüme
tanıdığım
tebessümün
!..
Nasıl olsa olmuş benim
son ben'imsin sen...
resimde
Ritm...
Yaşamın algılarına tutunmayan...
Bilincin geriliminde
parçalanırken
Kuş seslerinden soluklanan ...
G ece
duygularından
ışığa uzayan...
yarın
Yok...
Çıkamayacağımı hissettim
derin çukurdan...
Bilemediği yaşamı
taşıyan
Bencil olanım
acının ve kahkahanın içinde...
bağıra
çağıra
ölmekte...
Yaşayabildiğim gün
sürdürdüğüm serüven,
Başkaldıran ne varsa...
Bu gerilim ve duygular,
yarını olmayacak olan!..
Kime,
neden anlatabildiğim...
Ve nasıl...
Y ağmur,
serçe, insan, doğa...
Yoksam ben, yoksan sen!
Yoksa zaman!
zA
M a n
A t a
n ı m
Korkunun
resimleridir
İ m g e l e r . . .
Güç ve güçsüzün egemenleri!
İ t a a t siz
zaman
Işık ve sesle devinir
Resmi yok insanın...
Deli oynar evren
k o r k u s u zdur...
Sözdür düşünce
ve egemenlik
ve itaattir aynı
zamanda...
S
e s tir
özgür
ve sessizlik
...
Işıktır, gecedir...
tanımA
Boşlukta kalma k o r k u s u n a...
T a n ı m a s ı n !..
Tanımlamasın, anlamasın...
B e n d e k i m s e l e r i ...
Zaman;
ç o ğ u l a
ö
z g ü n e dönüşsün yeniden!...
Düşü n e n;
korkmadan t a n ı m a s ı n !
Doğasında
Parçalandığım
Korkusuza dağıldım, zamansız boşlukta...
Çıkardım gözlerimi..
Hiç bir değeri yok...
Çığlık çığlığa olan ve
güvenebileceğim ne...
Sonsuzluğuma...
Ağaç, deniz v e
kırlangıç oyunlarında...
Bu özgür sessizlikte!...
Korkutucu ne!..
▲
|
|
|
PerDE
Sonu
Tiyatro sahibi ve oyuncusu büyük,
bir büyük oyun için, küçük bir ressama sipariş vermiş...
Gerçek düşle oynaşmaya
işte böyle
başlamış...
Değerler
düzensizliğin
içine
girmiş çıkamamış... Sesler sessizlikte, resimler boşlukta kaybolmaya
başlayınca;
yaşam soluktan uçup gidecek...
Görünen görünmeyen bir karabulut ortaya çıkmış ve; "Büyük ile küçük olan
"; örneği
bir kez daha vermiş...
Bu bilinen... Çok eskilerden gelen hasretlik bir gelenek... Yazılan,
çizilen, oynanan söylenen ne varsa sürekli alınır dinlenir; sıra kuyruk
evlere taşınır... Bu işle yatılır kalkılırmış!..
Ama çaaat diye kafalar ortalardan ayrılmaya başlayınca içindeki mülkler
görülmüş...
Meğer hasret, herkeste hasretlik bir mal olmuş!..
Resimler işte ortaya çıktığında;
oyuncu oyunculuğundan,
ressam ressamlığından,
insan insanlığından
çıkacak... Her şey uçuşuyor... Çizgiler, notalar, renkler, büyük sesler,
küçük sözler, isimler, resimler, biçimler ayrışamıyor.. Yönetmen işi
neresinden tutacak... Büyük resimlere nasıl bakılacak, küçük resimler anlaşılabilecek
mi; çerçevesi, parası...
Kimse bilememiş... Ressam neyi bilecek!
Karabulut ortaya çıkıp örne ği;
"Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü üretir." ; diye verince...
Gerçe ğin,
insandaki, yaşamdaki ve resimdeki ölçüsü çıkmış!.. Ressam da:
ressam küçükse, resminin ne olacağını...
Resim büyükse, kendinin de küçük olamayacağını
anlamış.
Ve bu işte paydos zamanı...
Kapora geri istenmiş...
Ressamın düşleri küçültülmüş.
Resimlerini büyütmek istemiş, kendi kaybolmuş, kendini büyütünce resimler
yerin dibine girmiş...
Gerçek yerine yerleşirken, o kalkmış ölmeye başlamış... Yaşasın istenen!..
Kapora ba ğışlanmış...
Resimler ayağına
gönderilmiş...
Üreyen üretene böyle, karşı gelmiş...
Zaman, güvercin tanık!
Yapışıp kemirirken boyalar birbirlerini, kopan dökülene bakarken
can acısız
yaşamdan çıkmış; uçmuş gitmiş...
iKi
YüZ
Avlu demirleri göz alıyor!..
Pas, sessiz çığlıklarla içerilerde...
Bağımsız nefesler, şaşkın yüzlerden
rahimlere yürüdüğünde;
B abası
için, orakla katil olmuş biri... Ötekisi babasını sandalyeyle öldürmüş
şehirli...
Arkadaşı
merdivenlerden yuvarlanırken o... Bir şeylerin içinde kaldı çıkamadı...
Bir karşılaştırma yapsak; topraklarını korumak için babası ile
birlikte olmak...
Böyle analizler ne işe yarar oysa...
Hele başka seçeneği olmayan bir hayat için...
Eller, beyinler ve düşlere yayılan her
ne ise...
Uçuşan eller, yüzen sesler, yüzler, öpücükler; hiç
eksilmeyen, anlaşılamaz ve sonsuza! ...
Sandalye altından kalkamayan yüzü gördüğünde...
Severdi; dostuydu!.. Tüm zamanlara ait ve yoğun bir duygu idi bu ama!..
Pişmanlık denemez buna; rüya kadar yakın, gerçeğin dışında bir şey...
Ve işte!...
Prensesin, küçük çıplak ayaklarının, hastane yatağının beyaz demirleri
arasından varoluşa son kez çırpınış haberi geldi...
Ölü katil baba anlamsız!
Geri dönüş yok; yeni kalıplar!..
Yeni öykülerle yenibaştan başlar oysa Her şey!..
Öpücükler, yüzler... Büyülü danslarla, birlikteki
oyunlara yürür hayat...
Parçalanan beşiklere yerleşmiş, ana ve babaların,
gözlerini kırpıştırmalardaki şiddeti oyunda gizlenir...
Gökyüzü ve toprak ...
Güneş... Meyve ağaçları, tarlalar... Atalar,
dedelerden bir sonsuz... Çıplak ayaklarla oynaşan çimen, diken ve orak...
Düşman... Ve herkes düşman!..
Ak sakallı bir bardak çaya insanı satar, avrat yılan!...
Baba, katil oğlunun her ziyaret gününe gelir, ağlar
ve döner... Yaşlıdır. Dayanışmadır ve bu kaderidir insanın...
Baskı ve acı içinde kıskanarak da bakar onlara
şehirli...
Cezaevinin avlusuna baharın ilk sıcakları düşmüş...
Kasketini iki eliyle ayarladı
diklendi. Yüz eğdi iki genç... Boya sürüp, oyun tuttular. ..
ölüDüşler
Traş makinesi sustu.
Aynadaki yüzü
tanımladı... Bir türlü
evet'leyemediği; neler olduğunu kendisinin de unuttuğu; yeterince bildiği
şeyler...
Hortlayan geçmiş...
İç geçirdi... Kapıya kaçamak bakışı güldürdü
onu... Yüzünü yamulttu oyun yaptı
kendine... Saçlarını özendi, taradı.. Akşama iş
arkadaşlarıyla buluşup, eğlenecek...
Yüzü, sesli gülücükler aldı ondan... Işık kapandı.
Dar ve karanlık koridorda havlu elinden
düştü
... Terlikleri sinirle fırlatıp
attı...
Varak
çerçeveli aile resmi, örtüler, yapma çiçekli salon zangırdadı; üzerine
düşüyordu!.. Derin
nefeslendi, göğüs düğmelerini açtı, koltuğa yığıldı... Zil sesine kalktı...
Kapıdaki uyumlu yüz,
sözcük ve gazeteler... Eşyalar
ile arasındaki
ilişkiyi kızıştırdı...
Karısı, çocukları, gazete resimleri
sayfaları içinde yere
düştü... Yayıldı canlandı ...
Hırıltılı sesi ve korkusunu banyoya koşturdu... Yanaklarında açılı
duran gözlere saldırdı... Ayna kırıldı. Kustu...
Yükselen seslere,
kapıyı sıkıca kapattı... Elinde ışık korkuyla söndü.
Aynada şeytan gülümsüyordu.
Munch'un "Çığlık"
resminden farkı; oyunun fark edilmesiydi!..
Gökyüzü ve ağaçlar;
tembel, yaşamsız... Gün canlılık içinde! Dost gözler gülümseyen yüzler...
Bir gürültü içinde caddelere akan insan seli, günü güzelliğe hazırlıyor...
Okullu çocukların servislerden taşan oyunları... Arabalardan yayılan
dinamizm... Vitrin önlerindeki promosyon, esnaf, müşteri ve komşular. Tüm
şeyler güne "merhaba" diyor.
Akşam
büroyu da insanlar
hırpalayıp çıkıyorlar!..
Uğultu
sona erdiğinde sessizliğin içinde oturdu temizlik yapan. Bir süre çöp
bidonuna, tembellikle kağıt hedefledi.
Caddede, neonlar
deviniyor.
Olguna yönelik bir
törendeki mavili gecede görünen; ağız ve eller, masa ve insan, olumlu
iletişimler...
Kahkaha koptuğunda; sigarası, kıvılcım atarak kaldırım dibinde söndü...
Gidecekken yenisini yaktı, yeniden içeri girdi.
Gözler, vücutlar uyarı ile toparlandı. İşaret parmağını kulağının üst
tarafında döndürerek oyun yaptı kendine ve masaya katıldı.
Özgün kahkahasını gerinerek silerken gözlerinden; içinde kendini yine de
tanıdı...
- İnsan taklidi yapıyoruz
biz!
Yan masadan birinin daha göz kaçırmasına, uyumsuz uzun uzun güldü...
-Neden gocunur insan!..
O da nihayet
masadaki sorusunu aldı:
-Sıra sende bakalım...
Anlat hikayeni!..
Kendini kelimelerle yarattı... Yeniden
yarattı...
Sevgili karısı... Çocukları... Anılar...
Yaşamın güzeliyle özdeşti o da!..
-Öbür kadınla çocuğunu
da anlatsana hadi yahu!..
Masa, cansız kafasının son sesini çıkardı ...
karşı
BeNim
Hatlar, kompartımanlar
Olmak istediğini olamamak!.. Kim olmuş... Bu bir arayış!..
Sosyal rol tabii... Ne olacak... Tatminsiz oldun...
Al... Çalışmaya başla!.. Ressamsın!..
Hiç değilse söylediğini
anlat!.. Ki bu çözümsüzlük; gerçeğin kendisi...
Yarat!.. Ağlama, kahkaha terapileri... Basite
al...
Çok biliyorsun...
Ayna tut, tepkini
göster... Ya da ne ise o boku ye...
Yatağa sok... İnsan değil misin... Doğa!...
Onun dinginliğini halledecek eğitimi
de aldın... Payımızı alalım artık...
Ağlamayana kim meme verir dünyada...
Fırsatın varken
hem sat, hem tatmin ol... Ressam olmayan ne yapsın!.. Bir oh
diyemeden... Nelere katlanmak zorunda
insanlar!. .. Sorumluluğun bu!... Eleştiri meleştiri... Batak matak...
Ne sömürü değil ona
bakarsan... Sömürü
olmayan ne!.. Duygusuz nasıl yaşar insan!..
Herkes peynir ekmek gibi; yiyor, içiyor,
doyuyor bunlarla...
Anladın mı... Bir
ihtiyaç...
İnsanları mıhla o zaman yerli yerine;" Siz
busunuz, suç üstü yakalıyorum", "Korkmuyorum!".
Göster... Cesaretini
göster... Kanıtla... Görelim;
büyüklüğünü göster! Bunu yap... Küçük olduğunu
biz biliyoruz. Ne yapacaksın
bana küçük olduğunu
tekrarlayıp durarak. Senin derdin ne!.. Kim
ne bilmek isterse onu bilsin bundan sana ne!..
Kafalarındaki düşler olmasa nasıl yaşayacak
insanlar... Allah belanı versin...
Senin gibi ruh hastası mı herkes...
Puşt pezevenk...
Ben gidince eline ne geçecek!..
Bir köşe başında
geberip gideceksin...
Ben yok oldum zaten sayende...
Klee... Maleviç' ti bir zamanlar... Mondrian...
Miro... Rousseau' yu severdin işte...
Brecht' ten ayrıldın ama
Handke' yle tanıştın...
Eş bir güç yarat sen de.. Kanıtla... Bunu kanıtla kendine
de bana da... Sende iş yoksa da, bunu
kabul et gerim gerim gerilme içimde...
H er
şey çalma çırpma... Başka nasıl olabilir ki... Ucundan
çalma kenarından
çırpma... Küreselleşme insanın kendini inkar etmesi değil ya!..
Oğlum cesetlerin
üzerinde yaşadığımızı
yeni mi öğrendin...
Sen
yeni mi öğrendin..
Tuzun kuru!..
Sırt üstü yatacaksın!..
İyi!.. Lanet olası satışa ve müşteriye
ihtiyacın yok! Ne saadet... Çalışmayla başın
dertte.
O zaman yap İstediklerini görelim!..
Başıma bela oldun...
Her
şeyi terk edeceksin...
İyice fıttıracaksın...
Kiminle dans ediyor muşum...
Tatminsiz oldun... Seni hiç tanıyamıyorum!.. Dediğin
olsun... Herkes yoluna!..
Yoruldum artık...
Dikkatli ol...
Alışkanlığıyız birbirimizin...
Belki gösteremedim... Seni
sevdi ğimi
bil... Kafana göre takılmanı
isterdim... Senin iyilik dolu olduğunu ve
kirlenmeye başladığını biliyorum... Affet
demiyorum beni... Unut yeter!... Sana destek
diye değil... Zaman, su gibi akıyor...
Saçmalama!...
Gidemem ne demek!.. Kimden korkuyorsun... Bu halinle seni kim kabul
eder... Sen
bittin...
Karın,
çocukların... Kimseye bir yararın yok..
Devam et... Belki kendi yaralarını sarabilirsin...
S ana
söylüyorum.... Anlaşılmak,
desteklenmek nedir ki!.. Sana karşı olunmasının
anlamı yok!.. Korkmana da hiç
gerek yok!.. Geçmişi ne yapacaksın!.. İleri...Yeterince denemedin mi... Çok
çektin... Tereddüt etme artık...
Kalk ve yürü... Destekliyorum...
Bu sosyal yatakta daha fazla bakamam
seni...
Ha yere basmışsın, ha
gökyüzündesin... Toparlarsın...
Bağını kopardığın an toparlarsın...
Yenilen, nefes al...
Bağımsızlaş... Söylüyorsun ya.. Ne isen o
sun!..
Yeni... Yabancı...
Toplum dışı
bir serüven tanımlanamaz...
Şizofren, paranoya; ıvır zıvır...
Her neyse... "Karşı benim"!..
Benim için de boşluksun... Yere
basarsan da uyarmam!.. Biliyorsun eleştirmek yetmiyor...
Doğa ol...
Sakinleş... Devin... Hisset...
Hakkın senin...
Sesimi kapatıyorum işte...
dEprEM
Yakınının düğününde, dostları
arasında, çılgınca
eğlenerek
sosyalliğinde kaybolur
genç adam.
Evine dönerken trafik kazası geçirir ve hastaneden çıktığında; yabancı
bir dünyaya göz açar.
Sesler duyamaz,
ilişki
kuramaz. Boşluklardadır...
Küreselleşen;
merkezi bağların çözüldüğü;
sınırların kalktığı,
desantralize dünyada,
göçler ve karışıklıklar; savaş
benzeri hızda tasfiye edilen kültürler... Gelecek kesit,
yabancı bir estetik; önüne yerleşmiştir...
Toplumun b ilinci
yoktur...
Düğünün sıcak anıları; çatışma,
iç gerilim ve dışlanma sertliği ile yaşanır..
Kurduğu cinsel ilişkide aradığını
bulamaz... "Gurbet içinde ölmek" gibi
algılar kendini...
Partnörünü geriliminin
doruğunda
öldürür...
Kaçar!..
Telaşına koşut olmayan ilgisizlik;
daha fazla korkutur onu...
Özgürleştirici
boşluk!.. Zamansızlıktan
kaçmak için çırpınır...
Çevresiyle böyle bir uzaklıktan bütünleşir...
Ortalık yerde birini
boğar öldürür. Kaçmaz... Oturur...
Bitkindir ve rahatlamıştır...
Yüzünü avuçlarına alır,
hıçkırır... İlgi çekmez. O da bundan vaz
geçer...
Düğünün anıları, tüm günahlarıyla arınıp
silikleşirken, değişimindeki gülümseyişi;
suçsuzluğu anlaşılan,
mahkumluğuna
son verilmişlik
tepkisine benzer bir boşlukla dışa vurur.r!
|
|
|